Kendi yanlışlarını İran’a ve Şia’ya saldırarak kapatmak

Abone Ol

Müslümanların içinde bulunduğu durum kendilerini tanımlamak için yeterli. Paramparça, darmadağınık ve şaşkın. Kendi küçük adacıklarında var olacaklarını, yaşayacaklarını düşünüyorlar ve umuyorlar. Umuyorlar ama geçmişten bugüne yaşananlar her şeyi ortaya koyuyor.

Tarih bilinci olmadan geleceğe ilişkin tasarımlardan söz edilemez. Hayat rastlantılarla yaşanmıyor. Geçmiş, geçmiştir denemez. Geçmişin deneyimleri ve yaşanmışları hayatın örnekleridir. Sağlıklı bir bakışla aynı yanlışlara düşmememin deneyimleridir. Geçmişe takılıp kalma değildir ama onlar insanlığın geçmişe ilişkin laboratuvarıdır. Bir de sosyoloji diye bir gerçek vardır. Toplumların değişimlerin, yaşanmışlıkların ve yaşanacakların tahlilini yapma yol ve yöntemidir.

“Arap Baharı” diye tanımlanan emperyalizm dalgası bölgemiz ve Müslümanlar için tam anlamıyla bir karabasan ve bir kış oluverdi. Her geçen gün bunun sarsıcı etkileri derinden sürüyor. Emperyalizm her şeyden ortam ve koşulları da hazırlıyor. Halkları, kitleleri önceden âdeta belli bir düzene sokuyor.

Hasan Nasrallah’ın şehadetinden sonra ürkütücü bir durum söz konusu. Bu vahşi dalga sadece Şia mensuplarını, belli ülkeleri hedef almıyor. Adım adım bölgenin tamamının etkisine alıyor ve etkisizleştiriyor.

Türkiye dâhil ayak bağlarından kurtulmadıkça sağlıklı düşünmesi beklenemez. Çok parçalı zihin yapıları ise bütünleşmeyi, birlikte olmayı engelliyor. Türkiye’nin İsrail ile süren diplomatik ilişkileri, egemen güçlerin baskısıyla yakın zamanda NATO, yani Abede ile tatbikat yapması, Türkiye üzerinden Azerbaycan petrollerinin İsrail’e sevki ve daha nicelerinden sonra bir irade ortaya koyması beklenemez. “Ayak bağları” dediğimiz olgu çok etkilidir, insanı devinimsiz ve düşünüşsüz bırakır. Uygulayıcıları zorlar ve onlar da toplum psikolojisine göre rol yaparlar.

Hasan Nasrallah konusu sadece Lübnan’ı ilgilendirmez, İslam milletini ilgilendirir. Onunla ilgili kimi kaygılar varsa bunlar iç işimizidir, onların giderilmesi bizim sorunumuzdur. Ne ki işin en vahim yanı da Siyonizm ve emperyalizmin savaşına çanak tutma, destek verme anlamına geliyor. O zaman şunu sormak gerekir; siz Siyonistlerden yana mısınız?

Emperyalizm oyununu oynarken hep aynı dili kullanıyor, aynı yöntemle hareket ediyor. Emperyalizm, Müslümanların yaşadığı coğrafyayı işgal ederken hep aynı kavramları ifade ediyor; özgürlük ve demokrasi. Asıl ironik olanı da daha bugün [01.10.2024.] Netanyahu “İran’a demokrasi” getireceğinden dem vuruyor. Yani İran’ı köleleştirme, etkisizleştirme ve bütün kaynaklarına el koyma amacını taşıyor. Bunu bir yandan emperyalizm için yaparken bir yandan da kendi alanını genişletiyor ve rahatlıyor.

2010 yılında başlatılan emperyalist dalgada havalanan muhafazakârlar aynı dili kullanıyorlardı. Suriye’nin işgali ve etkisizleşmesi kimin işine yaradı, kim rahatladı ve soluklandı? İsrail bir yandan Filistin’i etkisiz kılarken, bir yandan Lübnan’a, Suriye’ye ve Yemen’e saldırıyor. İran’ı hedef alıyor. Emperyalizme karşı direnenleri öncelikle devre dışı bırakıyor.

Kendilerine bakarsanız Filistin olayında “Hizbullah neden yardım etmiyor, neden sessiz kalıyor?” diye suçlayanlar bunun gerçeğini görmek istemiyorlar. İran aynı şekilde suçlanmıştı, şu anda da suçlanıyor. Heniyye’nin, Reisi’nin şehadetlerinin ardından şimdi Hasan Nasrallah da şehid edildi. Demek ki, bu güç ve savaşı sürdüren sadece İsrail ve Siyonizm değildir. Onu destekleyen güç verenlerdir.

Müslümanlar bir uyanış içinde olmazlar ise bu dalga bütüne doğru kayacaktır. Parçaları etkisizleştirdikten sonra sıra diğerlerine gelecektir. Emperyalizm kendi oyununu oynuyor; muhafazakâr, mezhepçi, ırkçı ve putçular ise onlara sadece hizmet ediyorlar.