Kendi kuyusunu kazan insan

Abone Ol

Wittgenstein, “bir insan kilitli olmayan ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa odada hapistir” der.

Wittgenstein’in bu sözü bana sorunun çözümü için hiç çaba göstermediği halde sürekli şikâyet eden, insanların durumunu düşündürdü. Çevremizde şu ifadeleri sık sık işitiriz:

Kendimi çok yalnız hissediyorum, hayatım belli rutinler çerçevesinde geçiyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.

Her şeyi kendine dert eden biriyim, bir şeyden etkilendiğimde yatağa düşüyor ve yaşama sevincimi tamamen kaybediyorum.

Çok tembel biriyim, bir şeye motive olabilmek için saatlerce mücadele ediyorum, işleri hep erteliyorum.

İnsanların kusurlarını ortaya dökmekten hoşlanıyorum bu huyumdan vazgeçmek istiyorum ama olmuyor.

Namazlarımı geçiriyorum, nasıl olsa kaza ederim diyor ve gereken önemi vermiyorum.

Çocuklarıma zarar veriyor ve kötü örnek oluyorum

Eşimin ifadelerine yerli yersiz alınıyorum, bu durum aile içi ilişkilerimize zarar getiriyor…

İyi şeyleri pek dillendirmeyen fakat sürekli yakınan ve şu sorunumu nasıl çözebilirim deme cesareti gösteremeyen bir toplumuz. Bu kimseler, başarının önünü kapatan o perdeleri yırtıp, kendilerine, nasıl neden sorusunu sorabilseler, sanırım kendi yağları ile kavrulacak ve aynı şikâyetleri tekrar dile getirmeyecekler. Zira her sorunun bir çözümü mutlaka vardır ve kişi ilk adımını attığı andan itibaren kapılar bir bir açılır.

Wittgensdein’in de dediği bir kişinin hapis olması için kapının kilitli olması şart değildir, çıkmanın yollarını aramak ve buradan çıkmayı başarmak gerekir. Aksi takdirde kişi kendi mahpushanesinde mahsur ve yalnız kalabilir, bu kaçınılmaz bir sondur.