Kendi kavramlarımızla düşünmek ve konuşmak

Abone Ol

Bize ait olmayan, dışımızda gelişen, ortamı belirleyen yabancı düşünceler hayatı allak bullak etti. Batı düşüncesi kendi düşüncesini üzerimize abandırırken, kendisinden kaynaklı kökeni ve ruhu aynı olan düşünceler de sunuyor. Kendi alternatifini kendi içinden oluşturuyor.

Edebiyatta, sanatta, siyasette, kültürde hayatın hemen bütün alanlarında bunu yapıyor. İslam düşüncesi içindeki sanatı kendi düzlemine çekiyor.

Yabancı kuşatması altında olan insanımız, ister istemez onların kavramları ve bakışıyla düşünmek durumunda kalıyor. Toplumsal değişim ve dönüşüm içten içe oluyor. Bu, çoğu zaman farkına varılmayan önemli bir çıkmaz oluşturuyor.

Edebiyat, sanat ve kültürel yapı kendi ruhumuzdan olan kavramlarla oluşunca bunun karşılığı da o öze uygun olur. Şiir sanatımız kendi içinde zirveleşirken, absürd-saçma olanın peşinde değil. Kendi içinde arayışlar ve büyük çabalarla yükseliyor.

Batı düşüncesinin etkisine girildiğinden beri, hayatın içinde yer alan oluşların tamamı bize aykırılıklar içeriyor. Fakat bunlar zamanla kanıksanıyor, içselleşiyor ve dolayısıyla benimseniyor.

Bir düşünce hareketi kendi içinde, toprağında ve ruhunda olunca güçlüdür. Dışarıdan gelenleri kaba haliyle alır bunu kendine uyarlarsa yapaylık olur.

Bu aralar Safahat okumalarıyla ilgili bir kampanya var. Çağrışımları bakımından içerdiği mantık çok da sağlıklı gelmiyor. "Haydi kızlar okula" der gibi, "Haydi çocuklar Safahat okuyun!" deme absürtlüğüne düşülmüş oluyor. Bir yandan kızları okula çağırma ve okutma, bir diğer yandan da başörtülüdür diye kızları okutmama, engelleme mantığına benziyor. Bugün Âkif i okumak, okutmak böyle bir çarpıklık oluşturur. Mehmed Âkif sahih bir İslâm şairidir. Gençlerin önüne Safahat ı koyduğumuzda onu anlamayacağı kesin. Ona ulaşmanın yolları var. Mehmed Âkif üzerine yapılmış olan çalışmalardan yola çıkılarak gidilse daha kolay ulaşılacak. Sezai Karakoç un Mehmed Âkif i buna en iyi örneklerden biri. Geçmişten beri Beidüzzaman ın eserlerinin anlaşılmadan, anlaşılamadan okunması gibi. O izlekte olanlar bile, ısrarla Risaleleri öz diliyle okudukları halde ondan yeterince beslenemedikleri gibi, kendileri de o dili kullanmıyorlar. Zaten aradaki bu çarpıklık önemli bir açmaza götürüyor. Hakiki Bediüzzaman anlaşılamamış oluyor.

Mehmet Âkif in birkaç dizesini sloganlaştırıp meydanlarda, salonlarda okumak Âkif okuması olmaz. Batı kültürüne, düşüncesine ve Batı ya karşı çok büyük bir mücadele vermiş olan Âkif in dilini, ruhunu işine gelir yerlerde kullanmak kadar korkunç bir şey olmamalı. Batı medeniyetini vahşi olarak değerlendiriyor. Âkif in büyük yakarışı, Kur an ı mezarlıklar kitabına dönüştüren ruha olan tepkisi görmezlikten geliniyor. Âkif in Safahat ı bir bütündür. Kendi dilini ve mantığı içinde saklıdır. Âkif in diliyle "Batı canavarını" munis gösterip onunla kol kola girmenin mantığı çelişiktir.

Batı düşüncesine seslenilecek en önemli bölüm Çanakkale Şehitleri kısmıdır. Çünkü İslâm düşüncesinin duruşu, Batı düşüncesinin karşılığı ve karşıtlığı da oradadır. Çanakkale destanı Batı ya ve düşüncesine karşı direniştir.

Edebiyatta, sanatta ve siyasada kendi dilimizi kurmadıkça başkalarının diliyle konuşulup düşünülünce onların mantığı içinde yitiliyor.

İslâm düşünce geleneğinden beslenen sanatçılar eserlerini kendi kavramları üzerine kuruyorlar ve o kavramlar ister istemez karşılık buluyor. Oluşturulan prototipler de bunun göstergesi. Mehmed Âkif in "Âsım" tipi, Necip Fazıl ın "Büyük Doğu" ideali, Sezai Karakoç un "Diriliş" düşüncesi, Nuri Pakdil in Kudüs vurgulu bakışı, Mavera ekibinin "Yerli Edebiyat", "Yerli Düşünce" kavramları sanat edebiyat ve düşüncedeki karşılıkları. Siyasada Erbakan Hoca nın "Milli Görüş" düşüncesi. Bütün bunların karşılığı bulunuyor. Gençlik de bu özden beslenince onda kendini buluyor. Türkiye de yabancı güçlerin egemenliğine ve gücüne rağmen büyük değişim yaşandı. Bugün olan kavganın temelindeki asıl neden budur. Düşünce çatışması ya da ruh çatışması.

Bugünlerde kadınlar günü kutlanıyor. Kadınlar gününün tarihi çok yenidir. Zaman olarak bakıldığında taş çatlasa yüz yıllık bir geçmişi yoktur. Unesco 1970 li yıllarda kabul ediyor. Türkiye Batı düşüncesine odaklı olduğu için bunu hemen alıyor ve kabul ediyor. Batı nın yapay ve yabancı düşüncesi o ruhun özlerini de beraberinde getiriyor. Feminizm bunun bir sonucudur. Bunlar kendi içinde uçlar ve aykırılıklar oluşturuyor. Bu sadece bunlarla kalmıyor. Cinsel sapkınlıklar, hastalıklar, insan doğasına aykırı oluşlar bu düşüncenin eseridir. O mantık içinde kalınınca onların kavramlarını kabul etmek zorundasınız. Dolayısıyla Âkif in dizeleri, düşünceleri, bakışı bunun içinde çok sakil duruyor. Âkif te Batı düşüncesi için olan vurgusu bir bütündür: "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" vurgusuyla karşılık bulur. Ki, doğrusu da budur. Bu bütün içinde Filistinli Müslüman mücahitlerin şehadetini ölüm gibi görmeye başlarız. Hatta Batı nın imlemesiyle onları terörist olarak kabul görürüz. İslâm dışılık İslâm ın içinde bir cüze dönüşür. Bu öyle bir paradokstur ki, siz AB içinde olup da eşcinselliği kabul edecek misiniz, etmeyecek misiniz Sapkınlık doğal bir hak olarak gelir önünüzde durur. Haydi buyurun düşünün bakalım.