Bismillahirrahmanirrahim;
UZMANLAR uyarıyor: “Önümüzdeki seneler zor geçecek.”; “2. Dünya Savaşı’ndaki kadar büyük krize dev adımlarla koşuyoruz.”; “Üretmeyen ekonomi iflâsa mahkûmdur.”; “Borç, borçla ödenmez.”; “Kriz kapıda.”; “Ekonomi gösterişle düzelmez.”; “Borç alan emir alır.”
Önce, Yedi İklim dergisinden Osman Koca’nın kıssasını nakledelim: “Bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurur, kendisi de pencereye oturur. Bakalım neler olacak diye başlar beklemeye. Ülkenin zengin tüccarları, kervancıları, görevliler birer birer gelirler. Sabahtan öğleye kadar hepsi de oflaya puhlaya kayanın etrafında dolaşıp saraya girer. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirir. Halkından bu kadar vergi alıyor, yolları temiz tutamıyor diye. Sonunda bir köylü çıkagelir. Saraya meyve ve sebze getirir. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılır ve ıkına sıkına itmeye başlar. Sonunda kan ter içinde kalır ve fakat kayayı da yolun kenarına çeker. Tam küfesini yeniden sırtına atmak üzeredir ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu fark eder. Açar ki, bir de ne görsün, kese altın doludur. Bir de kralın notu: “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.” Yanında mesajıyla tabii: “Ey halkım! Engeller, hayat şartlarımızı daha da iyileştirecek birer fırsattır, unutmayalım.” (Eylül, 2017, sy: 230)
Burada köylü “üretim”i; seyyahlar “dedikoducuları”; kaya “yolumuzun önündeki engelleri” sembolize ediyor. Krizi “üretim”le aşacağız.
YOL HARİTASI GEREKLİ
ÂLİM, tehlikeyi gelirken bilir; cahil geldikten sonra. FETÖ tehlikesini 50 sene sonra, darbeyi görünce anladık. 42 sene usanmadan milletimizi uyaran Erbakan Hoca’yı öldükten sonra, “Çok büyük devlet adamıymış” dedik. Niçin yaklaşan tehlikeyi ferasetimizle önceden fark ederek tedbire sarılmıyoruz?
“Kriz dış güçlerin işi” deyip Trump’la söz düellosuna tutuşmak, meydan okumak sonucu değiştirmez. Yaptırımsız söz boşa yorgunluk. Konu “ekonomi”yse, tedbirler de “ekonomik” olmalı.
ABD’nin Türkiye için tehdit olduğu açık. Türkiye ve Ortadoğu’da terör estirip dünyanın jandarmalığına soyunan ABD’nin niyeti belli! ABD’nin entrikalarını gören Seyyid Kutup 1950’lerde uyarmıştı: “Amerika’dan nefret ediyorum. Ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.”
16 yıllık AKP hükümetleri dışa borçlanarak bugünlere geldi. Borçların faizlerini bile borçla ödüyoruz. Borçla nereye varılır? Yol haritamız nerede? Dolardan şikâyet yerine yerli üretimi ve yerli malları kullanmayı teşvik etmek gerekmez mi?
Her alandaki israf önlenmeli. Hükümet samimi, şeffaf olmalı; devletin tüm harcamalarını Sayıştay denetimine açabilmeli. Sivil kuruluşlar devletin yetişemediği alanlarda hizmet görür. Hükümet emrinde “sivil” kuruluş olur mu? Bunların Türkiye’ye maliyetini açıklayabilir misiniz?
Siyasiler milli bir meselede niçin bir araya gelmiyorlar? “Üretim ekonomisi”ne geçmek için neyi bekliyoruz? “Türkiye’ye bir şey olmaz” demeyin. Ciddiye almazsak, iş işten geçtikten sonra çok “pişman” oluruz.
“ÜLKEYİ BERBAT ETTİLER”
10 Ağustos’tan sonra krizin vatandaşlarımız üzerindeki etkisini gözlemledim. Lokanta işleten Mustafa Gezen’e “İşleriniz nasıl?” diye sorduğumda, “Hükümet’inki gibi” diyerek ekledi: “Her gün bir önceki günü arıyoruz.”
Çikolata dükkânında “Türk kahvesi” levhası gördüm. Sahibine “Nerede yetişiyor?” deyince güldü. Dövizle ithal ettiğimiz ülkeleri saydı. “Yalnız kavurma ve öğütülmesi bizden” dedi.
Telefon tamircisinde beklerken Almanya Dortmund’da çalışan okuma ve araştırma meraklısı Mehmet Akkaya ile tanıştık. Sözü Türkiye’ye getirerek dedi ki: “İnsan diksen bitecek bir ülkemiz var. Siyasiler birbirleriyle uğraşıyorlar. Ülkeyi berbat ettiler. ‘Onların doları varsa bizim Allah’ımız var, demek; benim krizi çözme projem yok, demektir.”
Samsunlu Ozan Arif, Malazgirt Zaferi’nin yıldönümünde (26.8.2018) bir taşlama yazdı. Yaşananlara içerlediği belliydi: “Ne beş yıllık, ne on yıllık plan var / On lâf duysam dokuzunda yalan var / Dıştan önce içimizde yılan var / Ondan sonra ‘vay efendim, dış güçler’! // Dış güçlerle dostluklara giren kim? / Piçlerine kol ve kanat geren kim? / Hatta onlar ne isterse veren kim? / Ondan sonra ‘vay efendim dış güçler!”
Memura, emekliye zam yapılsa da, bunların borçla olması halkı tedirgin ediyor. Açıklamalar güven vermiyor. Heyetler göndermesinden belli ki, asıl ABD’nin bize ihtiyacı var. Niçin düşmanı sırtımızda taşıyalım? Yol haritamızı hazırlayıp kendi gücümüzle geleceğe yürümek daha gerçekçi değil mi?