KEMALİZM YIKILDI DİYORLAR, PEKİ YERİNE NE KOYUYORLAR?

Abone Ol

“Sayın Cumhurbaşkanım, yolun yolumuzdur, davan davamızdır, hedeflerin  hedeflerimizdir. Sayın Cumhurbaşkanım, AK Parti ve AK Parti Hükümeti, size ve AK Parti’nin kuruluş ilkelerine sadakatle açtığınız yolda ve gösterdiğiniz istikamette yürümeye, hedeflerinizi bir bir gerçekleştirmeye, aziz milletimize ve  ülkemize durmaksızın hizmet etmeye ve bu kutlu yolculuğa devam edecektir.”

Yeni Türkiye andı bu cümlelerle takdim ediliyor. Bütün bir salon ayakta… Sanki içtimaya çekilmiş gibiler. Neden ve kimin emriyle toplanıldığı belli, sürprize yer yok. Tarihte eşine benzerine pek rastlanmayan cinsten gıpta edilecek bir bağlılık. Müthiş bir disiplin herkesin iliklerine kadar işlemiş. Demir perde ülkelerinden sahneler izlediğimi düşünerek irkiliyorum.

Devrik Başbakan, atanmayı bekleyen Başbakan, devrik hükümet üyeleri, atanmayı bekleyen hükümet üyeleri, milletvekilleri, parti yöneticileri, delegeler ve bindirilmiş kıtalar halinde ülkenin her köşesinden kongre salonuna getirilen binlerce insan.

Huşu içerisinde ulu önderlerinin Yeni Türkiye andını dinliyorlar. Hiç kimsede çıt yok. Herkes pür dikkat kesilmiş. Andın okunması sırasında saygısızlık etmemek için çırpınıyorlar. Ulu önderleri tarafından izlendiklerinin farkındalar. Hepsi diken üstünde. Uygunsuz sayılacak bir harekette çizik yemeleri an meselesi. Hatta hain ilan edilmeleri bile olası. Daha dün aynı salonda yan yana durdukları kimselerin nasıl linç edilebildiğini unutmamışlar. Hafıza ne büyük nimet diye düşünüyorum. Hafazan Allah, iyi ki de unutmamışlar.

***

Gözden düşenler bir bakışta anlaşılıyor. Hiçbirinin yüzü gülmüyor. Galiba bundan sonra başlarına neler gelebileceğini hayal etmeye çalışıyorlar. Geçmişteki gözden düşenlerin akıbetlerini iyi biliyorlar. Hepsinin şakaklarından buram buram terler boşalıyor.

Göze girenlerin ise yüzünde çocuksu bir neşe var. Kimileri birbirinin açığını yakalamanın peşinde, kimileri de daha ilk günden ulu önderde yanlış bir intiba bırakmamanın derdinde. Gizli nazarlarla âdeta birbirlerini teftiş ediyorlar.

Bense bir yandan bu ibretlik görüntüyü seyrediyorum, bir yandan da devrik Başbakanın Kâbe’de el salladığı topluluğu hatırlıyorum. Ulu önderin Yeni Türkiye andını dinleyen topluluk hürmette kusur etmiyor. Fakat benim gözümün önünden Kâbe’de atılan sloganlar, alkıştan patlayan eller, hep bir ağızdan çalınan ıslıklar geçiyor. Demek ki huşu kavramını iyi biliyorlarmış… Demek ki hepimize hürmet ve tazim dersi verebilirlermiş... Demek ki ihtiyaçları olan tek şey ulu önderin Yeni Türkiye andıymış.

***

Sonra sıra konuşmacılara geliyor. Kürsüye çıkanlar birkaç cümlede bir ulu önderin ismini sayıklıyorlar. Ulu önderin gerçekten de ne kadar ulu bir önder olduğunu anlatıyorlar. Onun devrinde yaşamanın ne kadar büyük bir şans olduğunu herkese hissettiriyorlar. Hele hele ona yakın olmanın, onu tanımanın, onu dünya gözüyle görmenin ne büyük bir bahtiyarlık olduğunu haykırıyorlar. Hatiplerin hepsi, ulu önderin yüz yılda bir gelen lider olduğunda hem fikir. Kimileri ise gözleriyle bunun yeterli olmadığını anlatmak ister gibi. Belki de birkaç yüz yılda bir diye inanası geliyor insanın. Adı üstünde ya işte, görüp göreceğimiz en ulu önder.

Bense bir yandan kürsüdeki konuşmacıları dinliyorum, bir yandan da ulu öndere dokunmanın bile ibadet olduğunu söyleyenleri hatırlıyorum. Sonra da hafazan Allah, akıl ne büyük nimet diye Rabbime şükrediyorum.

KADİM KAVRAMLARIN İÇİ BOŞALTILIYOR

SON zamanlarda iktidar kadrolarının ağzında bir “dava” lakırdısıdır gidiyor. Tıpkı “ensar” kavramına yaptıkları gibi… Tıpkı “dindar nesil” kavramına yaptıkları gibi… “Dava” kavramının da içini boşaltmaya, manasından arındırmaya çalışıyorlar. Hâlbuki on beş asırlık İslam medeniyetinin en kutsal kavramları bunlar.

Lâkin bu beyler sanki bir sakız gibi çiğneyip çiğneyip duruyorlar. Öyle sık tekrarlıyorlar ki, davanın ne demek olduğunu bilmesek… Efendimiz Aleyhis-selâmın öğretisini tanımasak… Şanlı ecdadımızın tarihini okumasak… Milli Görüş erlerinin fedakârlıklarına şahit olmasak… Neredeyse bizi bile inandıracaklar.

Oysa on dört yıl önce yenilmiş bir medeniyetin çocukları olduklarını söyleye söyleye Milli Görüş’ü bölen kendileri.

On dört yıl önce Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ni büyük bir gururla sahiplenen kendileri.

On dört yıldır Irak’tan Afganistan’a, Libya’dan Suriye’ye kadar İslam dünyasına yönelik bütün yıkım projelerinde aktif rol alan yine kendileri.

Peki, öyleyse söyleyin hele, nedir sizin davanız

Amerika’nın stratejik ortağı olmak, bir dediğini ikiletmemek, İncirlik’i katliam üssü yapmak…

Bin yıllık Müslüman yurdunu NATO toprağı ilan etmek, İzmir’i NATO’nun işgal üssü haline getirmek…

Yeryüzünün ifsat ve bozgunculuk merkezi olan İsrail’e yanaşmak, bunca terör ve vahşete rağmen Siyonist rejime muhtaç kalmak…

Avrupa Birliği’nin bekleme odalarına tıkılmak, Avrupa adına bakanlık kurmak…

Servetlere servet katmak, iktidar nimetlerini paylaşmak, koltukları kaptırmamak, kupon arazi peşinde koşmak, yandaş milyonerler ve hatta milyarderler üretmek…

Başka bir davanız var mı gerçekten

Doğrusu ne kadar tekrarlarsanız tekrarlayın…

Hangi kadim kavramların arkasına saklanırsanız saklanın…

Gerçekleri ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın…

Hakikat gün gibi meydanda…

Dava adamlığı falan şöyle dursun; sizler on dört yıldır sürekli aldatıldığını itiraf eden bir topluluksunuz.

Miadınız dolunca tıpkı geçmişteki muadilleriniz gibi yıkılıp gideceksiniz.