Kefen Farzdır

Abone Ol

İnsanların en az gündemine aldığı şey; hatta gündemlerine almak istemedikleri olay; hatırlamaktan kaçındıkları değer; nerede bulunursa bulunsunlar, hangi yaşta olurlarsa olsunlar onları bulacak; hayatın en anlamlı gerçeği öyle ki doğumdan daha gerçekçi olan o

şey; ölüm.

Hayata anlam katan öteleri anlamlı kılan ölüm; bilinç ve farkındalık olayını yükseklere taşımaktadır. Farkındalık; insan olmanın, alçakgönüllü olmanın ve zayıf olmanın. Yeryüzünde çok şey yapan; dağları deviren, nehirlerin yatağını değiştiren, deniz altında ve üstünde yollar açan insanın; ölüm karşısında hiçbir şey yapamaması; zayıf olmasının bir ifadesi. Dolayısıyla ölüm; insanın kendisini ve çevresini ebedi kılması ve putlaştırmasının önünde ki en büyük engeldir.

Ölümsüzlük ve ebedi olmak duygusu Yaratana ve yaratılana karşı haddi aşmayı beraberinde getirmektedir. Diğer bir ifade ile ilahlığa ya da rablığa soyunmaya sürüklemektedir. Bunun için seküler bir dünyanın oluşmasında ölüm olayının unutulması ve gündemden çıkarılması çok önemli bir rol oynamıştır.

Kadim kitaplar algısında (Zebur, Tevrat ve İncil) ve son nebi öncesi peygamberlerde ölüm, ahiret ve hesap üzerine çok ciddi vurgular yer almasına rağmen Batı; ölüm ve onu hatırlatan mezar olgusunu bireyin ve toplumun gündeminden/gözünün önünden çıkarmayı başarmıştır. Toplumun sekülerleşmesine böylece büyük katkıda bulunmuştur. Öyle ki batıda ilk kez mezarlıklar 1800 yıllarda şehir dışına taşınmış ve daha sonraları ölüm olayı olan evler ve sokaklar polis tarafından kordon altına alınarak giriş ve çıkışa izin verilmemiştir. Böylece ölüm gerçeğinde/hakikatinden ve insanın sonlu olma duygusundan birey uzaklaştırılmıştır. 

Hâlbuki son kitap (Kur’an-ı Kerim) ve son nebi Hz. Peygamber (sav) ölüm hakikatini/gerçeğini bireyin ve toplumun gündemine taşımış ve onu canlı tutmayı hedeflemiştir. Mezarlıklar köy ve kasabaların girişinde, şehirde ise merkezlerde yer almıştır. Her fırsatta ölümü hatırlamayı öğütleyen İslam; ölümün üzerinden hesap verme bilincini canlı tutmuş ve böylece adaletin egemen kılınmasına katkı sağlamıştır. “Tüm canlılar ölümü tadacaktır” buyuran Kur’an putlaşmanın/putlaştırmanın, zulmün/mazlumiyetin, dünyevileşmenin/dinsizliğin önüne geçmiştir. “Sen dünyada yabancı kimse gibi yahut yolcu gi¬bi ol” nebevi söz; bireyin kendisi dışındakilerine tahakküm etme ve yeryüzünde ebedi olma/iskân etme duygusunu elinden almıştır.

Ayrıca ölüm denge unsuru olarak önemli bir rol üstlenmiştir insanın hayatında. Dünya ve ahiret dengesini kurarak bireyin sosyo-psikolojik hayatında sağlıklı bir iletişim gerçekleştirmiştir. Hz. Ömer’in ölümü kendisine hatırlatması için bir sahabeyi görevlendirmesi bunun apaçık bir örneğidir. Şehvet, İktidar ve gücün pençesinde yok olmayı engelleyen en önemli faktörlerin başında ölüm bilinci gelmektedir.

Ölümü içselleştiren insanlar ölümü bir son, yok olma değil mutlu bir başlangıcın/aşkın zirvesi olarak tanımlamışlar ve ona “Şeb-i Aruz” demişlerdir. Ölümün korkutucu olması derslerine çalışmayan kimseler için söz konusudur. Ölen insanlar beyaz bir kumaş/beze sarılarak toprağa konulurlar. Onun adı: Kefen. Şehitler hariç ölen kimselerin o cebi olmayan ve herkesi eşit kılan beze sarılmaları farzdır. Yani Kefen Farzdır.