Kim ne derse desin, aşırmanın, yürütmenin, hadi en bayağı adıyla söyleyelim, hırsızlığın kitaba dönük olanını kabul edemiyorum ben. Biliyorum, birileri bu konuda türlü sebepler, olmadık gerekçeler, bin bir hileyle örülmüş mazeretler öne sürecektir: Kitabın pahalı oluşunu, okuma hastasının okuma arzusunu, kitap müptelasının müptelalığını, parasız kalan öğrencinin harçlık elde etmek amacıyla çalıp satmasını, vs… Bu arada, ideolojik çuvallamalarla, yapılanı “devrimcilik”e bağlayanlar veya dinin (hangisiyse ) ilme verdiği değerle işi “mubah” sayanlar çıkacaktır karşımıza. Peki, yapıp ettikleri hırsızlıkları ballandıra ballandıra anlatanlara ne demeli Hele bu anlatıcıların çoğu kez yazarçizer takımından çıkmasını nasıl karşılamalı Doğrusu kendi alınlarını kirletmekle kalmıyor, bizim de boynumuzu büktürüyor onlar!
Konuya bakışımızı belirttikten ve bu konuda bizden ayrı düşünenleri kendi halleriyle baş başa bıraktıktan sonra, asıl konumuza gelelim: Kedi-fare oyununa ve bu oyunun tazısına. Bu da ne diyenler çıkacaktır, haklılar: Kedi-fare oyunu, kitapçı ile kitap hırsızı arasında yaşananların mecaz kalıbıyla izah edilmesinden başka bir şey değildir. Yukarıda yaptığımız açıklamalar ışığında bakacak olursak, farenin burada hiçbir özrü makul karşılanamaz. Peki, kediye ne diyelim Kedi, yani kitapçı. Elbette şuncacık veya buncacık, sermayesini rafa dizmiş, dağıtım şirketinin insafıyla bağlantılı olarak belli bir kâr ile rızkını’ temin işine soyunmuştur. Kedinin durumunu en masum şekliyle böyle özetleyebiliriz. Hayır, bu kuşkusuz her kedi için geçerli değildir: Bugün yayıncılık ve dahi kitabevi işletmeciliği kulvarında yer alan büyük ve azgın sermayenin sayısı hiç de az değildir. Bu ikisi, yani masum küçük kedilerle büyük ve azgın kediler, masum kabul ediş bakımından ayrı tutulmalıdır.
Bu ayrı tutuşun başka alt gerekçeleri de vardır. Mesela, azgın kedi her bakımdan donanımlıdır: Gizli kameralar, elektronik ve dijital korunaklar onun emrindedir. Hatta yeri geldiğinde tazı da kullanabilir. Tazı, yani ayaklı gözetleyici. Hem de sayısız miktarda. Masum kedi ise, zavallıdır ve küçük, dar, tıknefes dükkânını kendini tazı kılarak koruma altına alabilir. Hadi bu zavallı kediyi tazılıktan men edelim; öyle ya, masum kedi, işin yoğun olduğu saatlerde bir dostunu, bir akrabasını, sahih bir müşterisini tazı konumuna getiriverir…
İşte asıl soru: Masum ve azgın kedilere yönelik tutumumuzu, kitap hırsızlığı konusunda da ayrı tutalım mı Doğrusu, herhangi bir ayrıma tabii tutmadan, kitap hırsızlarının yüzünü matbaa mürekkebiyle nasıl kararttıysak, aynen bunun gibi, azgın kedilerin tutumunu da kara harflerle yargılıyoruz! Hele hele kurdukları onca gizli düzenekten sonra, raflar arasında gezinen kitap meraklılarının arkasına tazı tutmaları yok mu, bunun bağışlanacak bir tarafını göremiyoruz. Onların bu tazıları, hakiki okuyucu için azgın dişli köpeğe dönüşüveriyor. Haliyle, peşinde böyle varlıklar gören salt okuyucu, haklı olarak, bir daha uğramamak üzere, hızla çıkış kapısına yöneliyor.
Kuşkunuz olmasın, aynı tazılar karşısında art niyetli müşterinin tutumu daha farklıdır. O da kendince haklı olarak önce tazıyı tongaya yatırmakta, ardından birkaç hamleyle diğer bütün kışkırtıcı tuzakları iflas ettirmektedir. Eh, bunca çalışıp didinmeden sonra galip gelen zeki kitap hırsızına bari şöyle diyelim; aferin!
Son paragraf: Bilumum tazıları unutmadık. İster azgın, isterse masum kedinin emrinde olsunlar, onların hallerini, davranışlarını, psikolojilerini bir tarafa atacak değiliz. Yapmak zorunda oldukları bu iş kolay değil. Hele hele azgın kedilerin emrinde iyice perişan olduklarını kestirmek zor olmasa gerek. Fakat, elimizden ne gelir, ne diyebiliriz !