Kazı bağırtmadan yolma san'atı ve toplumsal cinnet alametleri

Abone Ol

Hukuk fakültesinde bize maliyecilik dersi okutan hocamız, Fazıl Hakkı Sur, "Maliyecilik, kazı bağırtmadan yolma san atı" derdi.

Toplumumuzun şehid cenazeleri üzüntüsü çektiği, yada Erdoğan-Bush görüşmelerinin sonucu ile ilgili olarak heyecan duyduğu bir dönemde sanki başka derdimiz yok imiş gibi bir de zam furyası başlatıldı.

Diğer taraftan, arsalar satılıyor, araziler satılıyor, bankalarımız satılıyor. Kamu iktisadi Teşebbüslerimiz satılıyor, medya kuruluşlarımız satılıyor. Hasılı millî, gayri milli ne varsa mezata çıkartılıyor.

Hem de yabancılara...

Sıra neredeyse AKP milletvekilleri ve sayın bakanlarına gelecek. Kendilerini kollasınlar.

Peki bu paralar nereye gidiyor

Bakıyorsunuz Devlet, emeklilerine ancak %2 zam verebiliyor. Memurların, işçilerin, diğer dar gelirlilerin durumları da emeklilerden farklı değil.

Türkiye tezatlar (çelişkiler) ülkesi, zira dar gelirlilerin geçim sıkıntısı ve açlık korkusu içerisinde çektikleri çile ile alay edercesine devlet bütçesinin yarıya yakını bazı seneler yarıdan fazlası rantiyecilere faiz olarak ödeniyor, 50 yada 60 katrilyon parayı keselerine, kasalarına indiriyorlar.

Ama bu en büyük faiz kapkaçı karşısında kimsenin gıkı bile çıkmıyor.

Türkiye tezatlar ülkesi demiştik, doğrudur:

Bir taraftan Hükûmet; ABD asker ve generallerinin, PKK ya resmen, silah mühimmat ve lojistik destek sağladığına dair, hazırladığı dosyayı ABD ye göndererek, siz işte busunuz diyor, diğer taraftan Erdoğan ile Bush arasında, PKK ya karşı müşterek operasyonlar düzenleneceğine dair anlaşmalar teâti ediliyor.

Yani iki yüzlülüğü kesinkes sabit olan ABD ye şimdiye kadar gösterilen teslimiyetçiliğin iki üç misline çıktığına şahid oluyorsunuz.

Başbakan bir taraftan PKK ya en çok yardımı, AB ülkeleri yapıyor diyor. Diğer taraftan, aynı Başbakan, "Biz yüzde yüz AB ye girmeye kararlıyız" diye hulus çakıyor, meşhur 301 inci maddenin değiştirilmesi için düğmeye basıyor.

Bir taraftan, AB kriterlerindeki aşırı liberal kuralların, kanunlarımıza tüzüklerimize girmesi için kapılar ardına kadar açılıyor, diğer taraftan eli kolu  bağlanmış, yetkileri adeta sıfırlanmış olan güvenlik kuvvetlerimizden terörle mücadelede üstün başarı isteniyor.

Bir taraftan, şehid cenazeleri için düzenlenen merasimlerde sivil asker bütün resmi görevliler, şehidliğin son derece kutsal bir mertebe olduğunu öve öve bitiremiyorlar. Diğer taraftan şehidleri şehid, gazileri gazi yapacak ruh ve imanın yeni nesillerimize (Çocuklarımıza ve gençlerimize, aşılanmasını önlemek için, yasak üstüne yasak, kânun üstüne kanun konuyor, "şehidliğin ve gaziliğin manevi kaynağı, kurutuluyor."

Ayrıca bir ikisi müstesna, medya kuruluşlarımızın önemli kısmı:

Kasap dükkanında et teşhir eder gibi, çıplak vücut teşhirinde birbiriyle yarışıyor.

Çoğu programlar, "vur patlasın, çal oynasın, bu hayat böyle gider" felsefesinin gençliğe ve halkımıza aşılanması için elinden geleni yapacak şekilde hazırlanıyor.

Ciddî, siyasi, ekonomik, ahlâki ve mânevi mevzulara, ancak gece yarısından sonra, yasak savma kabilinden yer veriliyor.

Bu sebebten siyasi, sosyal ve fikri hayatımız, kısırlaştıkça kısırlaştırılıyor.

Ortaya sadece sloganlardan anlayan, sloganlara göre mantık yürüten, sloganlara göre seçim yapan bir toplum çıkarılmaya çalışılıyor.

Ayrıca hemen her seçimden önce halkın gıcığına gidecek, halkı kışkırtacak, oyunu öfke pazarı kullanmaya mecbur edecek, şartlar ihdas ediliyor. Millî menfaatlerin gözetilmesine ilmi içtimai kriterlerin tartışılmasına imkân bırakılmayacak taktikler uygulanıyor.

Bu sebebten, milletimizin kendi gücüyle kalkınması, sağlıklı ekonomiye geçişi, her sene rantiyecilere ortalama elli altmış katrilyon liralık faiz ödettirilerek ezdirilmesi, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın korunması gibi önemli hedefler, tamamen unutturuluyor.

Bu yol tehlikeli bir yoldur. Bu gidişin sonu hüsrandır, KAOSTUR, karanlıktır.

Milletimiz kendine gelmeli ve silkinmeli, tarihteki şerefli yerine sahip çıkmalı, millî ve manevi değerlerini HAYATA GEÇİRMELİDİR.