Kazanan Yok!

Abone Ol

Seçimlerin ilk perdesi neticelendi. Muhtemelen siyaset tarihinin “en kirli” seçim sürecini yaşadık maalesef. Kamplaşma ve kutuplaşma söyleminin resmen bir düşmanlaştırma formuna büründüğü, türlü iftiraların atılıp türlü yalanların söylendiği, kitlelerin çeşitli korkularla yönlendirildiği bu süreç, maalesef 2 hafta daha devam edecek. İnşallah, toplumda sağduyu ve aklıselim hakim olur ve ikinci tur oylaması da kazasız belasız, sağ salim ve daha fazla kalp kırılmadan gerçekleştirilir.

Aslına bakılırsa, kazanan-kaybeden tartışmalarına girmeden önce birkaç utanç verici istisna dışında toplumun genel manada sergilediği ölçülü ve saygın tavrın hakkını vermek gerekir. Birtakım münasebetsizlikler ve hak gaspı girişimleri hariç tutulursa seçmen tahriklere kapılmadı ve aklıselim bir şekilde demokratik vazifesini ortaya koydu. Bunun doğruluğu ve yanlışlığı herkese göre değişecektir, ancak her iki taraf açısından da sergilenen olgun tavır aslında ortamı germe uğraşı içindeki siyasetçilere de ders niteliğindedir.

Seçim açıklama noktasında diğer seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de özellikle devletin ajansının toplumu mutmain edemeyen ikircikli yaklaşımı gözlerden kaçmadı maalesef. Her seçimde sergilenen “siyasi iktidarın adayının yüksek oranlarda açılıp peyderpey aşağıya gelmesi” hadisesi yine vuku buldu. Bu durum ister istemez toplumda “acaba karşı tarafın moral-motivasyonunu ve direncini düşürmek için bir psikolojik ve algıya yönelik hareket mi uygulanıyor?” sorusu bir kez daha soruldu. Halbuki, tüm bu süreçlerin olabildiğince şeffaf ve en ufak bir şüpheye bile yer bırakmayacak şekilde yürütülmesi “adil bir süreç” olduğu konusunda herkesi tatmin edecektir ve olması gereken de budur. Ancak her nedense hiçbir seçimde böyle bir şeffaflık ve tutarlılığa denk gelemedik.

Seçimin siyasi sonuçları, ince detaylar, seçmenin verdiği mesajlar günlerce tartışılabilir, tartışılacaktır da. Ortada bir gerçek varsa o da her iki tarafın da istenen şart olan yüzde 50'den 1 fazlasını alamadığıdır. Bunun manası “kazanan yok”tur ve bunu da her türlü okumak da mümkündür.

Bir yandan bakıldığında, korkunç bir ekonomik fiyasko ve başarısızlık ve bununla beraber yaşanan toplumsal fakirleşmeye rağmen siyasi iktidar, iktidar gücü ve seçmeni adeta “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” stratejisinin etkisiyle parlamentoda azımsanmayacak bir oy aldı. Ancak geçen seçime göre oylarındaki erime de dikkat çekiyor. Ve belki de en önemli nokta olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanamadılar. Ki, siyasi iktidarın en çok güvendiği husus da adaylarının “seçim kazanma konusundaki mahareti” idi. Bu algının yara aldığı bir seçim oldu ilk tur itibariyle.

Aynı şekilde iktidarı ekonomi üzerinden hırpalaması beklenen muhalefetin de beklentilerin altında bir performans sergilediği görülüyor. İktidarın, özellikle de terör söylemini diline dolayarak yönelttiği ve yer yer akıl, mantıkla da bağdaşmayan suçlamaları, milliyetçi-muhafazakar Anadolu seçmenini bir yerinden yakalamış denebilir. Elbette ki, bunun böyle olması muhalefet kanadının terörle ilintilendirilmesi gibi akıl, mantık ve izan dışı bir söylemi haklı çıkaramaz. Ancak sandığa bir şekilde iktidar lehine yansımıştır bu “suyu bulandırma” stratejisi…

Netice itibariyle, seçmen bir yönde karar verdi ve buna saygı göstermek gerekmektedir. Görünen odur ki, aslında seçmen de zihnen çok emin olamadığı bir seçim yapmış gibi görünüyor.

İnsanlar çok yoruldu, bunaldı, gerildi. Bu toplumun fertleri seçimden sonra da kim kazanırsa kazansın birbirlerinin yüzüne bakacaklar. Kardeşlik hukukunu daha fazla bozmaya, zedelemeye, yaralamaya gerek yok. Seçimlerin siyasi bir rekabet ve yarış olduğu, “düşmana karşı bir sefer” olmadığı gerçeğini iyi kavramak gerek. Önümüzdeki 2 haftalık süreci bu hususları gözden kaçırmadan, saygı, hoşgörü ve medenilik sınırlarının dışına çıkmadan geçirmeli siyasiler. Seçimin kazananının olmaması biraz da bu yüksek dozajlı kampanyalardan ötürü olabilir.

Son söz ise tüm bu değerlendirmelerin haricinde bir duyarlılık meselesine dair.. Daha 3 ay önce yaşanan büyük afetin ve ocaklar söndüren büyük acının merkez olan Kahramanmaraş’ta, seçim sonuçlarının adeta bir eğlence havasında, sokaklara dökülerek kutlanmasına bir sorun yok mu? İnsanlar, istediğine oy verebilir ve elbette ki sevinebilir ama kazanandan vs bağımsız olarak sormak gerekir ki, “cenaze evinde eğlence” normal mi bu kadar acının üzerine?