'Kazan-kazan' bitti, 'kaybet-kaybet' başladı!

Abone Ol

Güç, beraberinde sorumluluğu getirmelidir. Bunu göremeyenleri güç, sadece zayıflatır. Gücün yanında olanların bugüne kadar ortaya koyduğu ekip çalışması, sistemin etkinliğine büyük katkısı olsa da yaşanan insan sorunları nı çözmeye yetmemiştir. Çünkü yanlışa müsaade edenler yeni yanlışlara da davetiye çıkarmışlardır. Gelişmeyen yönetimlerin insanların potansiyelini aynı hedefe hizmet edecek şekilde performansa dönüştürmesi artık imkansızdır.

Hadiseler, herkesin kendi görüşlerini dikte etmesiyle, işbirliğinin yerini rekabetçiliğe bıraktığını gösteriyor. Bu yüzden liderlik, sadece organizasyonun üst katmanlarında değil, bütününde meydana gelmelidir. Bunun için de, sadece bir kurum ya da bir yöneticinin organizasyon içinde ağırlık kazanması, diğer fonksiyonlar üzerinde hegemonya kurması engellenmelidir. Son yaşananlar, durumu cepte gören lerin kendisine oy vermeyenlerin iradesi olmadan yapabileceklerinin sınırına vardı ğını gösteriyor.

Kontrolsüz güç, güç değildir. Kontrolden yoksun bir organizasyonun fırtınaya tutulmuş ve dümeni olmayan bir gemiye benzediği açıktır. Kimse, makul bir kontrolden,  doğru ellerde doğru uygulanan kontrolden rahatsız olmaz. Ancak bugün, aşırı kontrolün egemen olduğu bir ortamda ekip çalışmasının yürümediği, insanların sadece ilkeler üzerinde anlaşmak ve uygulamak için irade gösterdikleri yeniden ve acı bir şekilde tecrübe ediliyor. Ve işine geldiği için yanlışlara dur demeyenlerin, yine işine geldiğinde yanlışları gündeme getirmesiyle muhalefet yapılamayacağı da

Sosyolojik olarak başlayan bu etkileşim taşıdığı yeni risklerle olumsuz boyutlara ulaşmakta ve maalesef yeni yanlışlara kapı aralamaktadır. Bu yüzden, yanlışa ne zaman dur denileceğini bilen yeni bir muhalefet tasavvuru gerekiyor. Her şeyi kazanma üzerine değil, gerektiğinde bir baba gibi çocuğunun kazan ması için kaybet ecek bir anlayış gerekiyor. Sandık sonuçlarıyla değil, millet lehine yapacaklarıyla ancak sen gülersen güler bu ülke diyecek bir felsefe aranıyor.

Son on yılın reel-politiği bize kazan-kazan mantığını çok iyi anlatmıştır. Ancak şimdi daha iyi anlıyoruz ki; kazanılanlar, daha önce kazananların kayıplarından başka bir şey değildi. Üstelik, birileri kaybetmeden de kazanabilirdik! Güç öncelendiği için olsa gerek yaşanan bu mantıksal kayma, adalet eksenini de kaydırmıştır. Bu yüzden, toplumun haklı taleplerine kulaklarını tıkayan ve çeşitliliğini görmezden gelen yönetim tarzı ile buna ses çıkarmayan anlayış bugünün reel-politiği gereği kazan-kazan yerine kaybet-kaybet dönemini başlatmıştır.

Bu savaşın galibi yok, olamaz da! Çünkü görüyoruz ki, bugünün sorunları aslında dün çözüm diye sunulanlardan başkası değil! Anlayış değişmediği için dün kazandıklarıyla bugün saldırıya geçenler, oyun bitince şahın da, piyonun da aynı kutuya konduğunu görmüyorlar. Oyuna gelmemek ve gerçekleri anlamak için zamana değil, tecrübeye ihtiyaç olduğunu gösterecek sosyal bir muhalefet için sağlam basıcan bu hayatta!