Kaygan zihinler

Abone Ol

Sağlıklı düşünme edimini yitirmişlerin dayanakları ve sağlam düzlemleri olmuyor. Günümüz insanı derin sarsıntılar yaşıyor. Gün güne uymuyor. Bir anda nelerin olabileceği kestirilemiyor.

İnsanlığı böylesine karmaşık bir ruh dünyasına iten, koşulları oluşturanların hazırladıkları bir yöntem. Olayların gelişimi ve yaşanmışlıkları bunu sağlıyor zaten. Olup bitenler doğal değil, değil ama sıra dışı olmaktan da çıktı. Belli bir düzen olmayınca zihinlerin gelişmelere nasıl bir karşılık vereceği kestirilemiyor. İnsanlık adına can sıkıcı ve üzücü bir durum.

Belli kesimlerin düşünme, yönetme ve yönlendirme tutumları sağlıklı düşünebilen insanlara hem fırsat vermiyor hem de gölgeliyor. Bunları yaparken ellerinde belli bir güç bulunuyor. Aslında bu gücün kendisidir. İnsanlığın korkuyla yaşıyor olması asıl açmazı. Tepeden gelecek sese, sinir bozucu görüntülere karşılık vermeye gücü olmuyor. Birçok yönüyle bağımlı. Bağımlılık insanın özgür doğasına aykırı. Aykırıdır ama bir anlamda olanlara teslim oluyor, bir seçenek de bulmuyor.

Ortamda bulunan dalkavuklar ise asıl şaklabanlıkları yapanlar. Onlar olayları çarpıtma, yönlendirme ve insanları yanıltamaya görevlidirler. Görevli olmasalar bile kendilerini öyle biliyorlar. Durumlardan kendilerine nasıl bir pay çıkacağının hesabı içindedirler. Yani hesabidirler.

Günün koşullarına göre tutumları onların asıl kişiliğini oluşturuyor. İnsanların hallerden hallere girmesi pek de yadırganmıyor. İlkesizlik asıl ilkeleri. Yani bir anlamda kişiliksizlik.

İnsanların sık ön değiştirmesi, dönemin koşullarıyla orantılı.

Vahşi kapitalizmin gücü ve onun yöneticilerinin tutumu onların aslını oluşturuyor. Onlardan insanî ve insan için hayırlı davranışlarını beklemek safdillik. Çıkarlarından vazgeçmezler. Onların iyi niyetli yaklaşımları çıkarlarını nasıl yönetebileceklerine dairdir. Sömürünün de belli bir tarzı olur elbette.

Müslümanlar öz düşünüş yöntemlerini yitirdiklerinden kendilerine uygun olmayan bir düşünüş tarzına kendilerini kaptırmışlardır. Kendileri için tehlike olan ve olması kaçınılmaz olanı farklı tanımlayabilirler.

Bugün Abede’nin başında bulunan Trump’ın tanımlanması ya da sunuluş biçimi ise alabildiğine şaşırtıcı. Adam sapkın, deli vs. değil. Ne yaptığını çok iyi biliyor. Kapitalist ülkenin çıkarlarını en iyi nasıl oluşturacağının kendine özgü yöntemini oluşturuyor. Bu zamanda daralmış ve sıkışmış emperyal güç için bu gerekli ve zorunlu.

Bu güce ve despotluğa karşı nasıl bir tedbir alınmalı, neler yapılmalı bunun üzerinde düşünülmekten çok onlarla nasıl bir uyum içinde yaşanabileceğinin hesabı yapılıyor. Bu ürkütmeme düşüncesi midir, sakınma ve korunma duygusu mudur?

Asıl sorunlardan biri karşılıklı nefretin boyutları. Öyle ki iç nefret bir başka tehlike. Rakiplerinden veya hasımlarından kurtulmak için, kendileri güç yetiremediklerinden, yabancı bir elin gelip rakibini derdest etmelerini bekleme ihanetidir. Emperyal güç Maduro’yu nasıl derdest etmişse kendi ülkesinin yöneticilerine de benzer şekilde ele geçirmelerini diliyorlar ve hatta dile getiriyorlar. Kölelik zihninin iyice yer etmiş olmasından kaynaklanıyor.

Bu sağlam durmayan zihinlerin yapısını oluşturuyor.

Kendi içlerinde çözüm yolları bulmak yerine başka güçlerden medet ummaları tabii ki kabul edilebilir bir durum değildir, olamaz.

Müslümanların güç birliği yapmaları öncelikle içeride olmalı. İdeolojik ayrışmalar bu ülke için bir kenara bırakılmalı. Emperyal güçlere karşı bir uyanış ve diriliş bilincinin oluşması gelecek açısından kaçınılmaz. İçeride bütünlük sağlayamayanlar uluslararası bir birliktelik sağlamaları beklenemez. İçerideki bütünlük bir milleti güçlü kılar. O zaman komşularıyla, inançtaki kardeşleriyle birliktelikler sağlanabilir.