Kaygan Zeminde Karışık Zihinler

Abone Ol

BAZEN s “Aziz millet”, “Necip Millet” gibi kavramlarla sürekli kutsanan bu toprağın insanı sözde bütün kararların sahibidir. Dönülecek yer,  yani “Sine-i millettir.” Milletten anladığımız kuru bir kalabalık, kitle veya halk, topluluksa zaten nitelik olarak içini boşalttığımız, kendini sadece zorunlu seçmeliler arasından birini tercihe mecbur tuttuğumuz, köprü öncesi sevgi ve temennada bulunulan son çıkışta ise halk anlamaz, kafası basmaz, düşünemez olarak görülendir. Her yöne savurmakta kendilerini yetkili bilen, üzerlerinde her türlü tasarrufta kendilerini hak sahibi olarak gören Oligarkların, bürokratik tekelcilerin, yöneticilerin başat malzemesidir. Onun için yıllarca millet tanımını hep kusurlu ve hastalıklıdır. Çünkü nihayetinde toptancı bir anlayış hâkimdir. Örneğin %50’nin evde zor tutulması gibi…  İrade bunun neresindedir Halkın iradesi derken anladığımız şey gerçekten halkın irade buyurduğu mudur

Ondan olacak ki Nurettin Topçu merhum, “Bu toprağın insanı eşyadan farksız bir varlıktır: Değersizdir, itibarsızdır, hürmet görmez, onun Allah’tan bir emanet olduğu bilinmez” demiştir. Bugün bu değer bilinmezlik giderek artmaktadır. Her geçen gün kendine, toprağına, insanına, değerlerine yabancılaşan türedi zenginler, bürokratlar, siyasiler ortaya çıkmakta ve ne yazık ki bu insanlar eliyle tahribat hızlanmakta insanları bir arada tutan ne kadar değer varsa zaafa uğratılmakta… Bunu yaparken “millet” adına yapmak, gerçekten trajikomik bir hal arz etmektedir. D. Mehmet Doğan’ın ‘Büyük Türkçe Sözlük’ünde ‘Millet’, esas itibariyle iki şekilde tarif ediliyor; ‘1. Din, inanç, ilâhî hükümlerin tamamı, şeriat. 2. İnanç, ortak tarih, dil, gelenek, kültür, ideal ve vatan birliği olan topluluk.’ Türk Dil Kurumu’nun ‘Türkçe Sözlük’ünde ise ‘Millet, aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, görenek ve gelenek birliği olan insan topluluğu, ulus’ şeklinde tanımlanmıştır. Gazâlî ise insanın varlığını sürdürebilmesi için belirli, âdil ve toplayıcı bir esasa dayanan karşılıklı yardımlaşma ve himayeye, davranış ve ilişkilerinin iyi ve doğru olacağı bir toplum içinde yaşamaya muhtaç bulunduğunu, bu toplumu oluşturma keyfiyetine millet ve şeriat denildiğini ifade eder. (Meâricü’l-Kuds, s. 134)Millet, birlikte yaşayabilme kabiliyetidir. Milli olan aynı zamanda dinidir. Yani anlaşıldığı gibi “milliyet”, “kavmiyet” içermez. Kavmiyetin her türlüsü yasaklanmış, ayaklar altına alınmış ve gerçek manada bir arada yaşama kabiliyeti ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla millet bir toplumun etrafında birleştiği ve üzerinde yürüdüğü, sosyal varlığının kendisine dayandığı temel esaslar ve izlenen yoldur. Buna göre toplumu meydana getiren fertlerin kendisine millet denmez; cemaat, kavim, ümmet veya ehl-i millet adı verilir. Bu bakımdan bugün kendini millet ile özdeşleştirenler, toplumu etnik veya mezhepsel bağlamda ayırmaya çalışan kafası karışıklar için “millet” çıkmaz yoldur. Milleti sürükledikleri yer tam manası ile uçurumdur. 

Onun için Peyami Sefa’nın ifadesiyle “Tecrübeden sonraki idrak evvelkinden çok daha pahalıdır.”  Bu bakımdan yaklaşmakta olan sosyal felaketler tedirgin olmak için yeterlidir. Çok geç olmadan daha pahalı bedeller ödememek için üstümüzü başımızı yırtıyoruz. Çünkü birbirini anlamaktan uzak, kendi ali menfaatlerini insanının üzerinde tutan, gözlerini hırs bürümüş politik aktörler ve onların kurşun askerleri birçok masumun canının üzerinde rulet oynamaktalar. Yalancı gözyaşları istikrarın simgesi olarak, insanımızın can evine atılmış bombalardır. Hamasetin dibine vuran goygoycu köşe kadıları, yorumcular ve troller ceplerine girene bakarlar onlardan akıl beklemek safdillik olur. Dini bu hamasete alet edenler ise keyfiyetlerine tevdi edilen yalılara, ekranlara bakarlar onlardan akli selim beklemek ise zavallılık olur. Peşlerine takıp götürdükleri gençlerin zihinlerini iğfal eden popülist aktivistlerden idrak-izan beklemek ise en hafif tabiriyle ahmaklık olur. Bu veriler eşliğinde kafası, gönlü sağlam olanların yapması gereken en temel mesele bu ifsada karşı zihni kabiliyetlerini ihya ve inşadan yana kullanmak. Devşirme fikirler, devşirme sevdalar en fazla iki sokak taşıyabilir. Onun için daha çok anlamalıyız, daha çok anlamlandırmalıyız. Cehdimizi daha çok artırıp, yaşatma idealini hane hane taşımalıyız. Sınırları aşacak bir aşk ile “Adil bir düzen” kurup, yeni bir dünya kurmalıyız. Hiçbir şey bitmedi, her şey yeni başlıyor.  Hoşça bakın zatınıza…

Taş Gemi

Bize Kadar

1-Şiddet, öfke ve ötekileştirme bizim esaslarımızda yoktur.

2-Biz cihadın uygulamalarını Erbakan Hocamızdan gördük ve öğrendik ki cehdimiz, yaşatma ideali üzerine kuruludur.

3-Bütün insanlığa saadet taşıma idealinde olan insanlar, insanlar arasında ayrım yapamaz. Hidayet (kalpler) Allah’ın elindedir.

4-Biz ancak merhamet ve adaletle yeni bir dünya kurabiliriz.

5-Her insan kıymetlidir. Biz onu yaşatmaya bakalım, hakkını, hukukunu koruyalım.

6-Üniversite’ye başlıyorsan eğer 4 fakülte bitir. Adresi belli AGD…

7-AGD üniversite komisyonlarında heyecan, aşk ve hayat var. Diplomanın ötesi var.

8-AGD’ de Yeni bir Dünya’nın müjdesi var.

Not: Mir Muhammed Salih bugünü unutma.  Senin için bir başlangıç, bizim için; pilav ve şenlik var. Allah bahtını güzel kılsın.

“Vara vara vardım ol kara taşa

Hasret kodun beni kavim kardaşa

Sebep gözden akan bu kanlı yaşa

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm”

(Karacaoğlan)

Not: Rubato’dan dinleyebilirsiniz, alternatif öneri Neşet Ertaş.

Dağarcık

İnsan ya geleneklere karşı koyup, açık ve cesur yaşamalı yahut da inandığı bazı kıymetler varsa, onlar için fedakârlık yapmalı. En çirkin şey ikisine birden sahip çıkan mürailiktir. (Peyami Safa, Yalnızız, syf.237)