Kaybolan zamanlarımız

Abone Ol

İNSAN olma bilincin ötesindeyiz. Bir başka yerde veya

dünyada. Bizi bizimle buluşturacak olanın çok ötesinde. Kendimizle

buluşamıyoruz. Engellerimiz var. Başta kendimiz. Kendimiz kendimize ayak

bağıyız. Değerlerimizi ötelediğimiz gibi, kişiliğimizi oluşturacak duruştan da

yoksunlaşıyoruz.

Okuma, bilgilenme ve öncülerin yanında bulunma

özelliklerimizi yitirdik. Sıradanlıkların peşindeyiz. Kendimizi sıradanlıklara

ve rastlantılıklara terk etmişiz. Bizi nereye götüreceğini bile bilmiyoruz.

Şöhret tutkusu, zengin olma, günü doyumsuz yaşama hırsının tuzağındayız.

Asıl yapacaklarımızın uzağındayız. İşimizi gücümüzü

bırakmış malayaniliklerle uğraşıyoruz ve bir ömrü heba ediyoruz. Dedikodu,

başkalarını çekiştirme, başkalarının önünü kesme, sevgisizlik, güvensizlik,

iftira gibi ne kadar olumsuzluk varsa onun bataklığında debelenip duruyoruz.

Sadece laf kalabalığı, gösteri, şaşaa ve debdebe ileyiz. Bir medeniyet krizi

yaşandığı gibi bir de kişilik krizi yaşanıyor. Asıl sorun burada.

Birliktelikleri ve güçleri oluşturan bireylerdir. Bireylerin birliktelikleri,

güç birlikleri, dayanışmaları, sevgi ile bağlanışları büyük güç oluşturur.

Ayrılıkları ve sevgisizlikleri büyük yıkıma götürür.

Zamanın çarkı ağır dönüyor ya da insan bu çarkı elleriyle

ağırlaştırıyor, kendine de zulmediyor.

Duygular aklın önünde. Akıl ise hırslara yenik. Orta yolu

yok denebilir. Akıl ile kalbin birlikteliği yok. Olanlar bile anlık duygu ve

hırslarına yenik düşebiliyorlar. Şöhret ile çıkar çekici, büyüleyici ama kısa

ömürlü.

Ömür kısa yol uzun. Hayatın her anının mutlaka en iyi

şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Hiçbir şey boşluk kaldırmıyor. Boşlukları

büyütmeden ve ara vermeden en iyisini, en güzelini yapmakla yükümlüyüz.

İşimizi gücümüzü bırakıyoruz bulunduğumuz ortamları

dedikodu bataklığına çeviriyoruz. Nedense bu gibi yer ve durumlar çekici

oluyor.  İnsanı, yani kardeşlerimizi

çekiştiriyoruz. İnsan etini çiğnemekten geri kalmıyoruz. Kan içici, ruh deşici,

ortalığı bulandırıcı bir haldir yaşanan. Kimse ne yapması gerektiğini

düşünmüyor. İrade sanki birilerinin elinde veya yönlendirmesinde.

Bir araya gelindiğinde şunun bunun ne yaptığı sorgulanır.

Kendilerinin ne yapmaları gerektiği üzerinde durulmaz.

İnsanlar birbirlerini tanımadan birbirleri hakkında hüküm

veriyorlar. Tanımadığı etmediği biri hakkında başkasının yorumlarıyla düşünüyor

ve ona göre davranıyor. Hayatı kalabalığa boğuyor ve onun içinde yitiyor âdeta

boğuluyor. Bütün bunlar insanın insana olan güvenini azaltıyor.

Her adımımız, her eylemimiz bizi ileri götürmeli.

Dünyanın dönen çarkını iyi kavramamızı neyin nasıl olduğunu öğrenmemiz bizim

yararımıza. Ama olumsuzlukların tuzağına kapılamadan kendi dilimiz, üslubumuz

ve yöntemimizle yolumuzu sürdürüşümüz daha bir önem kazanıyor. Biz, biz

olmalıyız.

Birileri dedikodu ve yalan ile yaftalanmayıversin bu

giderek dedikoducu ve laf taşıyıcılar tarafından yaygınlaştırılıyor. Sosyal

medya denilen bataklık ise bunu giderek hızlandırıyor.

Sevgi dağımızı büyütmeden, gönül birlikteliklerimizi

oluşturmadan, el ele tutuşmadan hiçbir yere varamayız. Kendi bataklıklarımızda

yiter gideriz.