Kavramları yemek!

Abone Ol

Kavramların içinin fazlasıyla boşaltılması, kavramların değersizleştirilmesi veya haddinden fazla anlam yüklenmesi bir tehlike olarak görülmeli midir? Tehlike olarak görülürse, içinde bulunduğumuz vaziyet için oturup ciddi olarak düşünmemiz gerekiyor. Çünkü sayılanların hepsi şu anda gözümüzün önünde cereyan etmekte.

Mesela “milet” kavramı. Mesela “demokrasi”… Mesela “milli irade”… Mesela “vatanseverlik”... “Mesela”lar uzadıkça uzar.

Millet kavramı belli bir önemi olan bir kavram. Aynı şekilde “milli irade” kavramı da, ondan neşet etmiş ve üzerinde durulması gerekli noktalardan… Millet, bir ülkenin , toplumun özü, çekirdeği, olmazsa olmazı elbette. Ancak bu kavramı ve bundan türemiş “milli irade” kavramını, olur olmaz her yerde kullanınca, lastik gibi uzatıp esnetince ve tabir-i caizse ayağa düşürünce artık bu kavramın içi boşalmış olmuyor mu? 

Burada şöyle bir tehlike var. Sahip olduğu önemi fazlasıyla ve de belli bir menfaat çerçevesinde abartıp, o kavrama gereğinde fazla bir “kutsiyet” yükleme durumu oluşuyor. Bugün yaşadığımız şey de bu değil mi? Hatta bu “kutsiyet atfetme” öyle bir hal alıyor ki, gayet hassas bir yapısı olan bu kavram bir yerden sonra açıkça “putlaştırılmaya” başlanıyor. İşte tehlikenin yattığı yer de burası!

Bir kavramı gerçek bağlamından kopardığınızda ona ya gerektiği önemi vermezsiniz ya da haddinden fazla bir önem verir hale gelirsiniz. Bugün millet ve milli irade kavramları da, adeta bir “kutsal” olarak değerlendirilir haldedirler. Öyle bakarsanız meseleye sorgulanamaz ve üzerine tartışma geliştirilemez bir hal alıyor haliyle.

Buradan hareketle “demokrasi” kavramı da, çünkü o da milli irade kavramından kaynaklanır neticede, bir “kutsal”a dönüşmektedir. Ve onun da bugünkü hali bir “putlaştırılma”dır nihayetinde. Halbuki, “milli irade” kavramı bir ideal sistemi veya durumu ifade etmez. Mevcutlar arasında biraz daha tercih edilebilirdir sadece. Yoksa sayıca çoğunluğun kararının uygulanması, geriye kalanların rızası gibi durumlar düşünülünce çok da ideal bir durumu göstermez. Milli irade ve oradan hareketle demokrasi kavramları aslında “ideal” de değil, sadece “reel” durumun kavramlarıdır. İdealize bir durum olması için toplumun tüm kesimlerinin rızası gerekecektir. O da ancak ütopyalarda olur herhalde.

Demokrasi, sonuç itibariyle bir matematiksel neticedir bizim ülkemizde. Çoğunluğu sağlayabilecek kadar fazla oy alanın hükümet etme yetkisini almasıdır. Ki buradan da “her istediğini, kafasına estiği gibi yapabilme” sonucu da çıkmaz. Bu yorum, bizim yarım yamalak, salt matematiksel çoğunluk esasına dayalı (ancak son zamanlarda putlaştırılmış) demokrasimizde görülmektedir. 

Hele ki millet ve milli irade kavramlarını, sadece kendi işine geldiği gibi yorumlamak, bu belli bir önemi haiz kavramların içini boşaltan ve onları değersizleştiren bir haldir. Belli bir anlamı olan bu kavramlar artık gündelik tartışmaların, küçük siyasi hesapların birer oyuncağına dönüşmüş değil mi bugün? 

Şunu da unutmamak gerekir. Bugünün putlaştırılmış bu kavramları, yarın öbür gün her putun başına gelenin akıbetini yaşar ve “yenirse” ne olacak? Ne de olsa “helvadan putların kaderi” bir gün gelip de yenmektir! Küçük siyasi hesaplar uğruna buna değer mi?

Bunun yerine hakkın, hukukun, adaletin, insaf ve vicdanın hakim olduğu bir siyasi sistem için çalışmak gerekmez miydi? Çok yazık…