Kavram kargaşası...

Abone Ol

Genel olarak, düşünce ve siyaset alanında bir kavram kargaşasından sözedilip durur. Gerçekten kimi zamanlar ve dönemlerde düşünce alanında bir kavram kargaşası durumuyla karşılaşılır. Bu duruma yolaçan bazı nedenleri tesbit etmek de mümkündür. Bizce nedeni iki genel başlık altında ya da öbekte toplamak konunun anlaşılması bakımından yerinde olur.

1) Ya düşünceyi ifade sadedinde başvurulan kavramlar yetersizdir;

2) Ya da kavramların muhtevasını oluşturan düşünceler yetersizlik içindedirler.

Kavramların düşünceyi ifade etmede yetersizlik göstermesi, aslında düşüncenin yenilenmesi, yeni biri oluşum süreci yaşaması, o zamana kadar farkına varılamamış yeni konuların ortaya konulması, özetle düşüncenin kendi yatağında sağlıklı bir gelişim içinde olması durumlarında sözkonusu olabilir. Burada bilimde, teknolojide, insanın duyuş ve kavrayışında ileriye doğru bir gelişmenin varolan düşünceye etkisinden bahsetmek mümkündür.

Böyle durumlarda düşünce, geç de olsa ihtiyaç duyduğu kavramların oluşumunu sağlar, çoğunlukla da kavramlarını beraberinde getirir. Bu yönüyle kavramların yetersizliğine rağmen düşüncenin gelişim içinde olması insan için hayırlı sonuçlar doğurur. Yaşanılan kavram kargaşası geçici bir süreçtir.

Fakat kavramlara rağmen düşünce kendini yenileyemiyor, tekrarı bir düşünce oluşumu ya da üretimi gibi algılıyorsa, işte o taktirde kavram kargaşası, kaçınılmaz olarak yıkıcı, bozucu, yozlaştırıcı ve çürütücü bir nitelik kazanır. Ortaçağ Skolastikliği bu durumun çarpıcı bir örneğini temsil etmektedir, denebilir. Çünkü kavramların içeriğini oluşturduğu sanılan düşünce gerçekte çözünmüş ya da enezleşmiştir. Bir gerçekliğe tekabül etmemektedir.

Böyleyken düşünce eylemi olarak sürmekte ama herhangi bir verime bir türlü dönüşememektedir. Kavramların imlediği ve mutlaka gereksinme duyduğu düşünce olmadığı ya da yetersiz olduğu için, birisinin kavrama yüklediği anlam diğerlerinde bütünüyle farklı anlamlar çağrıştırdığı için, ortak görüş sağlayan kavramlar, görüşsüzlüğe, uyumsuzluğa, uzlaşmazlığa, sonuçta kavram kargaşasına yol açarlar.

Gerçekte bu yakıcı, o oranda da yıkıcı bir süreçtir. İnsan böyle bir süreçte, Platon un Mağara sındaki tutsaklar gibidir. İstekleri, tutkuları, idealleri, mutlulukları, erdemleri, kimlikleri ve kişilikleri kavram, yani kalıp olarak var görünürken gerçekte yokturlar.

Böyle bir süreçte miyiz, diye düşündüğümde, dehşet içinde kalıyorum. Umarım bir sanrıdır bu, diyerek kendi kendimi teselli etmeye uğraşıyorum.

Şükür ki önümüz bayram. Bu bile yüreğimizi hoşnut tutmamıza vesile oluyor. Bu vesileyle bayramınızı tebrik ediyorum.