Hrant Dink‘in katledilmesinden beş dakika sonra tesadüfen olay yerinden geçen ve beyaz örtünün altında yatan kişinin Hrant olduğunu gördüğünde hüngür hüngür ağlayan Nuray Mert‘ten çıkmış olamaz bu "sivil faşizm" sözü... Faşizmin "sivili ya da askerîsi" olmaz.
Literatür ve tarih okumalarından sınıfta kalan koca koca bilim insanlarının da anlayacağı şekilde faşizmin bazı temel özelliklerini hatırlatalım. Bakalım en çok neye benziyor: Faşizm toplumun beynini yıkamayı amaçlayan bir sistemdir. Topluma ise şiddet ve savaşçı ruh empoze eder. Toplumu düşünmemeye yöneltir. Tek istenen, kışkırtılmış duygular eşliğinde faşist lidere itaat etmek, onun için savaşmak, kan dökmektir. Her birey sadece devletin ideolojisine hizmet eden bir araç olarak görülür. Bu ideolojiyi benimsemeyenlere ise zor ve baskı yoluyla istenilenler yaptırılmaktadır. Tarih yeni nesillerden saklanır ve bunun yerine düzenlenmiş hayali bir tarih öğretilir. Doğruyu yazan kitaplar yakılır. Faşizmde en önemli unsur faşist liderdir ve her konuda en çok onun adı ön plana çıkar. "Führer", "Duce" ve "Caudillo" gibi sıfatlar, "yanılmaz lider" anlamına gelmektedir. Faşizm eşitsizlikçi ve ırkçı bir ideolojidir; insanlar doğuştan eşit yaratılmamışlardır. Bazıları yönetmek, bazıları ise yönetilmek için dünyaya gelmişlerdir. Faşizmde bir ırkın üstünlüğü vurgulanır. Irkçılık faşizmin en temel özelliğidir ama bunu kabul ettirmek için gereken her türlü şiddet uygulanır.
Faşist rejimlerde kitlesel gösteri, yürüyüş, toplantı ve törenlere büyük önem verilir. Hedef, sürü halinde tek tip bir topluluk oluşturmak ve bu topluluğa hükmetmektir. Semboller, heykeller, anma günleri, bayraklar, flamalar, üniformalar gibi unsurlarla duygusal coşkular insanlara din gibi yaşatılır. Yapılan her gösteri "Faşist Ayin"dir. Faşizmin bir diğer temel özelliği yeni savaşlar açılmasını, yeni kanlar dökülmesini gerektirir. Faşist devletin en belirgin özelliklerinden biri kendi halkına güvenilmemesi ve halkın başıboş bırakıldığında hem rejime ihanet edeceğine hem de yozlaşacağına inanmasıdır. Bunun gerekirse her türlü cinayet işlenir. Faşizmin bu özellikleri kimi, kimleri, hangi dönemi hatırlatıyor? O zaman sormalıyız, faşizmin yukarıda saydığımız özellikleri bize kimi, kimleri, hangi dönemleri ve hangi partileri hatırlatıyor? O dönemlerin ve kişilerin bugünkü uzantıları kimlerdir? Mesela paşa ve başbuğ gibi kavramları kimler çok sık kullanır? Mesela "Kürtler, Türklerin ancak hizmetkârı olabilirler" diyen 1930‘ların Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt adına ödül koyan, "eşitlik ancak eşitler arasında olur" diyen İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın gibileri neden bu iktidarı "Sivil Faşizme" gitmekle suçlayabilir? Kimler dağlara taşlara, Kürtlerin yaşadığı coğraflayalar "Ne mutlu Türküm diye" diye yazar? 1936‘da Dersim‘deki Kürt ve Alevi katliamını savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen nasıl olur da sivil faşizm sözünü edebilir?
"Jetlerimiz Kuzey Irak‘ı bombalasa ve Erbil‘deki Musul‘daki evlerin camları kırılsa" diye yazan, "yalnızca Kürtçe şarkı söylemek istiyorum" diyen Ahmet Kaya için gazetesinde "Vay Şerefsiz" manşetini atan Ertuğrul Özkök‘ün "sivil faşizm" lafını sarfetmesi komik değil mi? Hangi Türk hükümeti "Türk ırkından olmayanların ikamet edecekleri yerler" le ilgili kanun çıkarmıştır?..
Konu uzadıkça uzar. Ama sonuçta bilim insanlarına ve yazarlara yakışan, iktidara gelen bir partiyi ucuz ve hiçbir derinliği bulunmayan kolaycı yöntemlerle, çeşitli "niyet okumalarla" değil, gözlemleyerek, tarihte aynı kavramı pratikte uygulayanların yaptıklarıyla karşılaştırarak değerlendirmektir. Yoksa biri vergi kaçıran patronuna ceza yazıldı diye "sivil faşizm" yaygarası koparırsa onun ciddiye alınma yüzdesi hitap ettiği kitlenin cesameti ile sınırlı kalır, bilim insanı ve yazar kimliğiyle değil.