Milliyetçilik kelimesini hassaten kullanmak istemiyoruz zira “millet, dine dayalı topluluk” anlamında kullanılmakta olup, bu anlamda meşru ve olumlu bir kelimedir. Bunun yerine aşiretçilik ve kabilecilik anlamında kavmiyetçilik kavramını tercih ediyoruz.
İbnHaldûn tarafından olumlu olarak tanımlandığını dikkate alarak Asabiyet kelimesini de kullanmak uygun değildir kanaatindeyiz.
Konu ile doğrudan alakası olmasa da İbnHazm (1064 yılında vefat etmiştir) tarafından ideoloji anlamında “hevâ” (çoğulu ehvâ); İslam haricindeki dini inançlar için ise “nıhle” (çoğulu nihal) kullanıldığını da hatırlatmak istiyoruz. (Dilimizde isim olarak kullanılan Nihal, güzel he ile yazılır ve Farsça asıllı olup fidan anlamındadır).
1. İslam dini kavim ve ırk ile övünmeyi ve üstünlük iddia etmeyi yasaklamıştır. Zira bütün insanlar Hz. AdemAS’ın evlatları olarak eşittirler. Üstünlük ise görevler açısından olabilir. Kul olarak ise herkes takvası ve ameline göre Allah katında farklı derecelere ayrılacaktır. Cennet ve cehennemin kademeli oluşu da buna örnek olarak verilebilir.
2. Fakat bazen kavmiyetçilik ile mücadele ederken de kavmiyetçilik yapıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Somut olması açısından Kürt ırkçılığı eleştirilirken Türk ırkçılığı veya tam tersi biri hataya da düşmemek gerekiyor. Arap ırkçılığı eleştirisinin Arap düşmanlığına dönüşebilmesi ihtimali de unutulmamalıdır.
3. Globalleşmenin, ırkçılık karşıtı söylem üzerinden, meşru yerel değerleri ve güzel mahalli örfleri yok etmesine de asla müsaade edilmemelidir. Allah’ın eşyayı farklı çeşit ve özelliklerde yaratması, kudret ve hikmetinin nişanesidir. İnsanlar birbirlerini tanısınlar diye farklı yaratılmıştır. Birbirlerine hizmet sunsunlar ve hayatlarını idame ettirsinler diye insanlara farklı meslek ve özellikler bahşedilmiştir. Bu yüzden insanların kendi şahsi ve mensup oldukları örflere dair kabiliyet ve güzelliklerini gerçekleştirmeleri ve açığa vurmalarına müsaade edilmelidir.
4. Irkçılığı ve ırk düşmanlığını yenmenin temel iki yolu vardır:
- Birincisi, insanlara daha üst bir kimlik kazandırmak ve daha üst bir ideal çizmektir. Bir zamanlar İslam dini ve Efendimiz SAV, bunu başarmış ve Müslümanlar 1.000 yılı aşkın bir zaman boyunca büyük imparatorluklar kurarak dünyada söz sahibi olmuşlardır.
- İnsanlara kendi şahsi özelliklerini ve benimsediği değerlere dair güzel tarafları gerçekleştirmek için fırsatlar sunulmalıdır. Emevî ve Abbâsîlerin hatta Bizans’ın, Türklerin savaşçı özelliklerinden istifade etmeleri; Osmanlıların ekonomide Ermenileri, ticarette ve dış ilişkilerde Yahudileri istihdam etmeleri gibi.
5. Konuşulmayan veya konuşulduğunda hakarete maruz kalınan meseleler, problem olmaktadır. Oysa konuşulduğunda halledilmeyen sorun çok azdır. Bu yüzden kendimizi ifade etmek ve ifade edenleri de dinlemek gerekiyor. Yarın mahşerde hesaba çekilecek olduğumuz hiçbir meseleyi, burada gizli tutmanın anlamı yoktur. Ve özellikle çocuklarımıza, kendilerini ifade edebilme alışkanlığını da kazandırmalıyız. Zira:
- Kendilerini bize ifade etmeyenler, başkalarına ifade edeceklerdir.
- Bizim değer vermediklerimize başkaları değer verip elimizden alıp gidecektir.
- Meseleleri gizli tutmamız, bunları sorun olmaktan çıkarmadığı gibi yaşanacak olanlara da mani değildir.
6. Gençlerimize kendi inancından ve başarılarından örnekler sunmak zorundayız. Aksi halde ya kendilerini hakir görmekte ve başka kültürleri taklit etmekte veyahut da İslam dışı ya da boş şeylerle kendilerini ispat etme yoluna gitmektedirler. Gençlerimize örnek olarak:
- Haçlı seferlerine karşı mücadele eden Anadolu Selçukluları ve Zengîleri,
- Yine Bâtınîlere karşı mücadele eden ve medresenin ilk kurucuları olan Büyük Selçukluları,
- Medrese eğitimini geliştirip son şeklini veren Harzemşâhlar'ı,
- Moğolları durduran Memlukları verebiliriz.
Bunlar sadece birkaç bilinen örnek. Tarihte nice olay, nice şahsiyet, nice başarı vardır. Ve bu başarı bir dine inanan bütün insanların başarısıdır. Burada sadece örnek olarak kendi ait olduğumuz örfe dair birkaç misal vermekle yetindik.
Ecdadımızın İslam’a hizmet ettiği doğrudur. Lakin ecdadımıza bu kadar başarı ve şanı, bunca güzel özelliği veren de İslam’dır. Efendimizin ifadesi ile İslam’a tabi olmamak bir çamurdur. İslam dini, bu çamuru siler ve çamurun arkasında gizli kalan cevheri ortaya çıkarır.
Özetle; bütün kişisel beceri ve güzelliklerimizi ortaya çıkartıp geliştiren inancımızdır. İnancımız olmadığında bize düşen dağılıp gitmek ya da başıboş bir hayat sürdürmektir. İnancın yerleşmesi için terbiye ile ameli birleştirmek lazımdır. Bu da kişilerin ve toplumların kabiliyetleri ile mümkündür.
Bu kabiliyetleri göz ardı etmek de, insanlardan kabiliyeti olmayan şeyler beklemek de; zulümdür…