Kavmiyetçilerin paganizm tutkusu

Abone Ol

Büyük Osmanlı Devleti’nin dağılmasından sonra kavimlerin, kabilelerin küçücük toprak parçalarına sahip olmalarından sonra kendilerine farklı bir din algısı veya eski kültürlere dönüş çabası en belirgin olanı.

Kavmiyetçilerin aşırılıkları ve tutkuları sınır tanımazlık ile belirgin. Bu, giderek aşırılığa götürüyor. Karşı tarafların birbirine hayat hakkı tanımama gibi bir keskinlikleri bulunuyor. Osmanlı devletinin dağılışından sonra kurulan küçük devlet parçacıklarının başında yer alanlar din ile olan bağlarını bir yana bıraktılar. Medeniyetlerini reddediyorlar. Medeniyetsiz ve çok az sınırları olan bir kültü tercih ediyorlar. Tabiî bunun nedenleri var. Dini merkeze alsalar diğer kavimlerle ya da kabilelerle bir farklılıklarının olmadığı belirginleşecek. O zaman da kendilerinin başında bulunduğu küçük parçaların hiçbir anlamı kalmayacak. Kendilerini sağlama alma adına üretilen yeni bakış, hayat algısı veya yeni bir din algısı öne çıkıyor. Bu din ne yazık ki İslâm değil. İslâm öncesi paganizm tercihinde bulunuluyor. Türkiye cumhuriyeti kurulurken bu felsefe bilinçli oluşturuldu. İslâm öncesi paganizimin sıradanlıkları kutsallıklar olarak algılandı ve bunun etrafında bir dünya kurulmaya çalışıldı. Birkaç parça kitabe, pagan kültürüne ait birkaç parça eser, akıl dışı kimi masalsı durumlar öne çıkarıldı ve bunlara inan getirildi. Tabiî bunlar genel anlamıyla Müslümanlar arasında bu pek de tutmadı. Elbette inananları oldu ve bunun savunusunda bulunuluyor. Benzer durum diğer ülkelerde yaşandı yaşanmaya devam ediyor. Karşılıklı rekabet ve çekişmeler asabiyete ve nefrete dönüştürdü. Araplar tam bir kabile anlayışına yöneldiler. Koskoca bölge parçalara bölündü, kabileler arasında dağıtıldı, onlar yeni bir hayat algısına yönlendirildi. Aşırılıklarda İslâm öncesi bir anlayışa sürüklendi. Dahası din kabilelere göre yeni tanımlarla farklı alanlara götürüldü. Acemler de benzer bir durum yaşadı uzun bir süre.

Anadolu’da yaşayan kavimlerin kimlik arayışları İslâm öncesine dönüktür. Bu durum kabilelerle de sınırlı değil. Özellikle Batıcıların arayışları daha tuhaf. Onlar kavmi arayış ötesinde Batı ruhunu temsil eden hemen her şeyi arar oldular. Bunda da ileri gidiliyor. Marmaray çalışmalarında toprak altından çıkarılan pagan kültüre ait eserler sergilenirken İslâm öncesi paganizm dürtüsüyle belli bir yönlendirme psikolojisi oluşturuluyor. Denilesidir ki bakın sizin asıl kültürünüz budur. Ya da bir başka deyişle Müslümanların fetihle ele geçirdikleri bu toprakların kendilerine ait olmadığı asıl sahiplerinin Bizans ya da Doğu Roma olduğudur. Batıcılar daha ileri bir adım atıyorlar onların hayat anlayışı Batı kültürüdür.

Kürt kavmiyetçiliği başladığından beri İslâm öncesi kültürün ihsas edilmesi, zaman içinde de bunun belirgin bir talebin olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Şu sıralar yer isimlerinin değişikliği isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkçü ideolojisinin asimile etme politikaları oldu. Kültüre, dile, hayatın hemen her alanlarına müdahil oldu. Gereksiz yere yer isimleri değiştirildi. Bununla yetinilmedi aşırı baskıcı tutum Kürtlerin başkaldırısına neden olundu.

Kürt kavmiyetçileri de onlardan geri kalmıyor. Daha ileri adımlar atıyorlar. Kimliklerini İslâm öncesi paganizmde arıyorlar. Yer isim değişiklik talepleri çok tuhaf. Diyarıbekir yerine Amed talebinde bulunuyorlar. Bingöl için ise Çevlik. Bingöl ismi aslında çok da yadırganası değil. Çünkü Bingöl merkezi ve çevresinde Çevlik’in isim olmayı gerektirecek öyle büyük bir şehir, bir bölge özelliği yok. Çevlik isminin hiç kimsenin belleğinde bir yeri yok. Çok yerel bir isim. Bingöl için Çapakçur talep edilse daha bir anlamı olabilir. Çapakçur’un bir karşılığı var. Ama durum hiç de öyle değil, kavmiyetçiler kimlik arayışlarını Müslümanlıkta değil paganizmde arıyorlar. Bunun için İslâm öncesi isim tercihlerinde bulunuyorlar. Üstelik talep edilen isimler Kürtçe de değil. Birçoğu ya Ermenice ya Aramice, ya da başka kültürlere ait.

Kavmiyetçiler önce birbirilerini reddediyor ve karşı duruyor ardından da İslâm’dan uzaklaşıyorlar. Asıl sorun budur. Bu başka güçlere hizmetten başka bir işe yaramıyor.