Kavgaya Değil, Konuşmaya İhtiyaç Var

Abone Ol

İktidar nedense ülke sorunlarını karşılıklı konuşma, çareler sunma yerine kavgayı tercih ediyor. Böyle olunca da ses sürekli yükseliyor ve kimin ne dediği arada kaybolup gidiyor. Hemen belirteyim ki olay sadece sesin yükselmesinden de ibaret değil. Muhalefetin söylemediklerini söylemiş gibi göstermek, yani çarpıtarak muhalefeti itibarsızlaştırmak, bir bakıma iktidardan ümidini kesen toplumun muhalefete yönelmesini engellemek için söylenen sözlerden insan utanır hale geldi. Söz gelimi muhalefetin tek söylediğinin, “Sizin yaptıklarınızı yıkacağız” olduğu ısrarla ve hem de en yüksek ses tonu ile her fırsatta tekrarlanıyor. Hâlbuki muhalefetin iktidara yönelik eleştirileri arasında böyle bir cümlenin söylendiğini duymadım. Bunun ötesinde iktidar, muhalefete özellikle Millet İttifakı’na yönelik meydan okumalarda sık sık “sıkıyorsa” tabirini kullanılıyor ki; bu söz, benim çocukluk yıllarımda sokak aralarında oyun oynayan çocuklar arasında birbirlerine meydan okumak, bir başka ifadeyle kavgaya çekmek için kullanılırdı. Aradan geçen bunca zaman sonra ülke yönetiminde olanların çocukların kullandığı bu sözü söylüyor olmaları, insanı ümitsizliğe itiyor.

Hemen belirteyim ki, siyasi üslubun sertleşmesi ve ses tonunun sürekli yükseltilmesi ister istemez karşılıklı konuşmayı iptal ediyor, yerini karşılıklı meydan okumalara bırakıyor. Hâlbuki ülkemizin birikmiş sorunlarına hep birlikte çözüm arama ve bulmaya ihtiyacı var. Çünkü iktidar ile muhalefete toplumun birlikte ihtiyacı var. Buna karşılık aşağılayıcı bir üslup, konuşma yerine kavganın tercih ediliyor olması, sanki özellikle iktidar kanadının muhalefete tahammülü kalmadığını, bir başka ifadeyle iktidarın muhalefet istemediği anlamına gelmez mi? Bunun yanında toplumsal bölünmeyi engellemek için oluşturulmuş olan Millet İttifakı kelimesini bile iktidar kanadının ağızlarına almaktan kaçınmalarıyla ister istemez sanki Millet İttifakı bu ülkenin bir parçası değilmiş gibi bir hava oluşturuluyor. Millet İttifakı’na yönelik sarf edilen sözler çok fazla olmakla birlikte hepsini sıralamaya şahsen gönlüm izin vermiyor. Söz gelimi bu suçlamalar arasında, “vizyonsuz, tamamen inorganik, yani naylon, proje mahsulü bir yapı, her türlü fitnenin fesadın kol gezdiği bir garip birliktelikten ülkeye hiçbir hayır gelmeyeceği anlaşıldı” gibi daha nice kerameti kendinden menkul laflarla Millet İttifakı değersizleştirilmeye çalışıyor. Hâlbuki bu tür benzetmelerin benzer ittifak içinde söylenmesi mümkün. AK Parti’nin kuruluş yıllarına gidildiğinde nerelerde, kimlerden onay alındığı ya da alınmaya çalışıldığı unutulmamalı. Hâlbuki birtakım ithamlarla bir yapının değersizleştirilmeye çalışılması yerine ülkenin içine yuvarlandığı ekonomik ve sosyal olumsuzluklara kafa yorulmuş olsa, muhalefeti gözden düşürmek ve değersizleştirmek için çabalamaya gerek kalmaz. Böylece hem ülke sorunları enine boyuna konuşulabilir hem de ülkemizin içine yuvarlandığı olumsuzluklardan ülkenin ve insanımızın kurtuluşuna katkı sağlanmış olur.

Çünkü iktidar sahiplerini muhalefeti kötülemek, sevimsizleştirmeye çalışmak yerine ülke sorunlarına çözüm bulmaları gerekir. Gelinen noktada ülke sorunlarının altından kalkamayacaklarına karar vermiş iseler, o zaman nöbet devir teslimi demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Son söz olarak iktidar kanadından yapılan değersizleştirme hamlelerine gerçekten inanılıyorsa o zaman böylesine öfkelenmeye, bağırmaya, aşağılamaya gerek yok. Böyle bir durum var ise millet de onun farkında olacaktır ve yaklaşan seçimlerde tavrını ortaya koyacaktır. Ancak iktidar kanadının böylesine öfkelenmiş olması ister istemez akla, “Yapılan anketlerin sonuçları iktidar sözcülerini çileden çıkartıyor olmasın?” sorusunu getiriyor.