Batı medya
aracılığıyla insanların bilinçaltını işliyor ve toplumların algılarını topyekûn
dönüştürüyor. Medyanın gücünü kullanarak birkaç dakikada bütün dünyaya ulaşıyor
ve istediği şeyi toplumlara yavaş yavaş empoze ediyor.
11 Eylül saldırısının ardından medya aktif olarak
kullanıldı ve bütün dünyada Müslümanlara yönelik negatif bir algı oluşturuldu.
Sosyal medya üzerinden sergilenen şiddet görüntüleri İslam a yapıştırılarak kin
ve nefret duyguları harekete geçirildi. Bu olayların ardından, özellikle
Avrupa da yaşayan Müslümanlara yönelik saldırılar arttı, Müslümanlara ait sivil
kuruluşular üzerine yoğun bir psikolojik baskı oluşturuldu. Batılı insan artık
Müslüman deyince şiddet yanlısı, vicdanı ve merhameti ölmüş vurup kıran bir
insan prototipi tahayyül eder oldu.
Avrupa da yaşayan Müslümanlar ikamet ettikleri bölgelerde
dışlanmaya tabi tutuldular. IŞİD saldırıları ve medyada yayınlanan şiddet ve
ölüm görüntüleri bu endişeyi daha da arttırdı. Medya üzerinden verilen
görüntüler insanları endişeye sürükledi.
Batının bütün istediği aslında İslam ın ve Müslümanların
şiddet yanlısı olduğuna dair bir algı oluşturabilmekti. 11 Eylül ve IŞİD
olayları üzerinden bu algıyı güçlendirmeye ve Müslümanlara karşı olan kin ve
nefreti güçlendirmeye çalıştılar. Ne yazık bir noktaya kadar başarılı da
oldular.
İngiltere de Tell Mama isimli grubun açıklamasına göre,
ABD Gazeteci James Foleyin IŞİD tarafından infaz edilmesi ve bu görüntülerin
yayınlanmasının ardında bütün Avrupa toplumunda ve özellikle İngiltere de
Müslümanlar hedef tahtası haline geldi. İslam düşmanlığı Batı nın ezelden beri
taşıdığı patolojik bir duygu idi ne yazık ki şiddet görüntülerini tekrar tekrar
vererek bu düşmanlığı meşru hale getirdiler.
İslamofobi sadece Avrupa da değil, bütün dünyada
yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Avusturya da dini propagandaların yasaklanması
ve Müslümanlara ait okulların denetim altında tutulması planları da bu
propagandanın bir yansıması olarak görülüyor. Medyada sürekli İslamcı
militanlar söyleminin ifade edilmesi ve İslami kisve altında gösterime giren
şiddet görüntüleri Müslüman halklara büyük zarar getirdi. Sosyal bilimciler bu
görüntülerin toplumlar üzerinde kin ve öfkeye neden olabileceğini ve Müslüman
halklara yönelik fiziki ve manevi saldırıların artabileceğini ifade ediyorlar.
Ne yazık ki, İslam toplumları İslam a ve İslam Peygamberi Resulullah a yapılan
iftiralara karşı kuvvetli bir önlem alamıyor ve olayın tamamen dışındaymış gibi
bir izlenim veriyorlar. Bu durum karşı zümreler için bir avantaj olarak
görülüyor.
İslam hak, adalet, şefkat ve merhamet gibi değerleri
bağrında taşıyan bir dindir. Bu yönüyle dini dili ırkı ne olursa olsun ferdin
haklarını korumayı hedefler. Birey ve toplumların zihinlerini ve yaşamlarını
dönüştürerek insani bir zemine taşır. Fakat karşı mahalle için en tehlikeli şey
adalettir. İslam ise ilkelerini bu kavram üzerine temellendirir. Batı İslam a
saldırarak, adalet katline devam edebileceğine ve menfur eylemlerini
meşrulaştırabileceğine inanıyor. Zira Batı, karanlık eylemlerini ancak adaletin
olmadığı bir dünyada gerçekleştirebileceğini biliyor.
Müslüman toplumlar nereye sürüklendiklerinin farkına
varmalı ve katledilen adaleti yeniden diriltip, bu zümrelere asla fırsat
vermemelidirler.