Kaşıkçı üzerinden Küresel santranç

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

TÜRKİYE ve dünya kamuoyu 3 haftadır nefesini tutmuş Kaşıkçı’yı konuşuyor. 2 Ekim’de Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı İstanbul Levent’teki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girmiş; geri dönmemişti. Nişanlısı, Türkiye ve dünyadan gazeteci arkadaşları onu çıkışta bekliyorlardı. Olayın sır perdesi her geçen gün daha da aydınlanıyor.

Cemal Kaşıkçı Arap dünyası ve Ortadoğu’da yakından tanınıyordu. El-Vatan gazetesinde çalıştı; El-Arap TV’nin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptı. Üsame Bin Ladin gibi tanınmış isimlerle yaptığı röportajlar ses getirdi. Kaşıkçı’ya “muhalif gazeteci” denilir. Onun muhalifliği kralı devirmek anlamında değil; yanlış icraatlara “uyarı” şeklindeydi.

Suud’un Yemenle savaşını eleştiriyor; İhvan-ı Müslimin’e mesafeli durulmasını onaylamıyor; Filistin’in yanında yer alınmasını istiyordu. Hak ihlalleri, gazetecilerin tutuklanması “uyarıları” arasındaydı. Türkiye’de ve dünyada gazeteci dostları vardı. Türk-Arap Medya Derneği üyesiydi.

Eleştirileri “tutuklanma”yla sonuçlanmaya başlayınca ülkesinden ayrıldı. İki senedir ABD’de yaşıyor; Washington Post gazetesinde köşe yazarlığı yapıyordu. Türkiye’ye evlilik işlemleri için gelmişti.

Bir gazetecinin güpegündüz, sinek uçuşunun bile fark edildiği söylenen bir binada öldürülmesi düşündürücü. Suudi Arabistan Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü doğruladı. Henüz cesedin ne olduğu meçhul! Konsolosluklar hizmet verdiği ülke vatandaşının en emniyetli mekânlarıdır. Yaşananlar, güvenliğin hangi noktada olduğunun göstergesi!

 PROFESYONEL BİR TUZAK

OLAYIN seyri küresel bir santrançla karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor. Fotoğrafın bütününde gizli servislerle uluslararası profesyonel aktörlerin parmağı olduğu belli. MOSSAD’ın devrede, CIA’nın olaydan haberli olduğu medyaya yansıdı. Washington Post gazetesi, CIA’nın Kaşıkçı’nın öldürüldüğüne ilişkin ses kayıtlarını dinlediğini yazdı.

Trump, Kral Selman’la telefonla görüştü; konunun takibi için Dışişleri Bakanı’nı Suud’a gönderdi. Suudi Arabistan ve Türkiye’yi suçlayıcı yayınlar yaptırdı. ABD’li senatör Lindsey Graham, “Kral Selman asla dünya sahnesinde bir lider olmamalı” ifadesini kullandı.

Basında, Trump’ın damadı Jared Kushner eliyle yönetime muhalif isimlerden oluşan “düşman ve ölüm listesi”nin Kral Selman’a verildiği haberleri dolaşıyor. BM ve Uluslarası Af Örgütü olayı takipte.

Cemal Kaşıkçı işin bahanesi! Olayın bilinenin ötesinde boyutları var. Sömürgeci güçlerin Türkiye ve İslam dünyası üzerindeki hesaplarını bilmeden sinsi planı anlayabilmek mümkün değil. 2 senedir “dini bir merkez” olan Suudi Arabistan’ın 5 ayrı parçaya bölüneceği konuşuluyor. Türkiye’yi etkisiz bırakmak için olaylar tezgâhlanıyor. Cinayetin İstanbul’daki Suud Konsolosluğu’nda işlenmesi bu yüzden.

Kaşıkçı olayıyla, 15 Temmuz’u Türkiye’de planlayıp organize eden ajan Brunson’ın serbest bırakılması mı unutturulmak isteniyor, dersiniz?

     Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, olay için İstanbul’un seçilmesine dikkat çekti: “Kaşıkçı olayı vesile edilerek Türkiye’nin başına yeni çoraplar örülmek istenmesinden endişe ediyoruz.”

 OYA AKGÖNENÇ’E VEFA    

İLİM ve siyaset dünyasının seçkin isimlerinden Prof. Dr. Oya Akgönenç hanımefendi Hakk’a yürüdü. 1939 İzmir doğumluydu. Siyasal Bilgiler ve Hukuk eğitimi aldı. Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Bilkent, Çukurova, Ufuk Üniversitesi’nde “öğretim görevlisi” olarak çalıştı. Pakistan asıllı Muhammet Muğisuddin’le evli ve iki çocuk annesiydi.

Berrak zekâsı, mütevazi, ciddi, olgun, hanımefendi kişiliği; dış siyasete vukufiyetiyle tanındı. Akademik yetkinliği ve insani özellikleriyle çevresinin takdirini kazandı. Fazilet Partisi’nden Ankara Milletvekilliği yaptı. Saadet Partisi Kurucular Kurulu üyesiydi.

Erbakan Hoca’nın azim, sabır ve kararlılığına hayrandı. Siyasete atılmasında bunun büyük rolü oldu. Bir gazetedeki mülâkatında anlattı: “Akrabamız olan Prof. Dr. Selim Palavan İTÜ’de Demirel, Erbakan ve Özal’a ‘hocalık’ yapmıştı. Ona, ‘Hangisi daha iyiydi?’ diye sordum. Hiç düşünmeden, ‘En iyisi Erbakan’dı. Ondaki pratik zekâ ve düşünceyi hiçbirinde görmedim’ dedi. Bu sözden çok etkilendim. Gerçekten Erbakan’ın müthiş bir analiz ve muhakeme kabiliyeti var. Onu Türkiye yeterince değerlendiremedi.”

     Refah Partisi’nin kapatıldığı sıkıntılı günlerde kurulan Fazilet Partisi’nde siyasete başladı. Bu, onun kalbinin hakikate açık oluşunu, onurlu duruşunu, dava sadakatini, samimiyetini gösteriyordu. Görüşleriyle dış siyasete yön verdi. Her fırsatta D-8’lere duyulan ihtiyacı anlattı. Annan Plânı’ndaki tuzaklara dikkat çekti. KKTC’yi yok etmeyi amaçladığını vurguladı. Referandumda Kıbrıs’a giderek halkın Annan Plânı’nı kabul etmemesi için çalıştı.

     Hak dava inancıyla Milli Görüş çalışmalarına omuz vermek ne büyük nasip! Oya Hanım, Milli Görüşçülerin dualarında hep yer alacak. Allah’tan rahmet dileklerimle! Bir Fatiha lütfen!