Gazeteci Kaşıkçı’nın ülkesinin başkonsolosluğunda katledilerek cesedinin yok edilmesi insanlık dışı bir olay olarak dikkati çekti. Hatta bu cinayetin sıradan bir olay olmadığı, Suudi Arabistan’dan bu cinayetin görevli olarak gönderilenler tarafından işlendiği de ilk günden ortaya çıkmıştı. Her türlü cinayet elbette insanlık suçudur. Bir insanın hayatına son vermek insanlık için bir tehlike oluşturur. Böyle bir olay kişisel bir intikam duygusunun tezahürü ya da anlık bir öfke patlamasının sonunda meydana gelmiş bile olsa büyük bir suçtur. Bunun yanında Kaşıkçı cinayetinin işlenmesinin Suudi Arabistan’da planlanıp bu işi gerçekleştirmek için 18 kişinin İstanbul’a gönderilmiş olması, bu gelenlerin yine Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda görevlerini uygulamaları olayı ferdi bir olay olmaktan çıkartarak devlet cinayeti olarak görülmesine sebep olmuştur.
Bu bakımdan daha öncede belirttiğim gibi ülkelerin bir başka ülkedeki elçilik ve konsolosluklarının dokunulmazlığının olması o ülkelere söz konusu mekânlarda cinayet işleme hakkı vermeyeceğine dikkat çekmiştim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ın Suudi Arabistan’dan gelen olayı incelemekle görevli başsavcı ile yapılan görüşmelerin ardından yaptığı ve medyada, “Boğdular ve cesedi parçalayarak yok ettiler” başlığı atında yer alan haber de gösterdi ki, cinayet planlı bir şekilde işlenmiş ve bu planı yapan ise bir devletin en üst yetkilileridir. Öyle olunca Suudi Arabistan tarafından cinayetin işlenmesi için görevlendirilen canilerin tutuklanması ve cezaevine atılması yeterli değildir. Yeterli kabul edilirse cinayetin arkasındaki esas suçlular cezadan kurtulmuş/kurtarılmış demektir. Bunun da ne ulusal ne de uluslararası hukukta yeri yoktur. Böyle olunca Suudi Arabistan yönetiminde bu cinayetle doğrudan ilgisi olanlar, bunlar ister üst yönetici ister sıradan görevliler olsun uluslararası mahkemede yargılanması ve en ağır cezaların verilmesi, bu yargılamanın önü kapalı ise Suudi Arabistan’ın çeşitli yollardan uygulamaya konulacak yaptırımlarla cezalandırılması gerekir. Ne var ki, özelikle ABD, Kaşıkçı cinayetinin ardından sergilediği tavır çok yumuşak olmuştur. Bu durum cinayetin arkasında ABD istihbaratının da olduğunu akla getiriyor.
Bu noktada İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ın olayla ilgili açıklamasını vermek istiyorum:
“Gazeteci Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na girer girmez boğularak öldürüldü. Cesedi daha önce yapılan plan doğrultusunda parçalanarak yok edildi.”
İşlenen cinayetin vahşet boyutunu ifade etmek için başka söze hacet kalmıyor. Bunun ötesinde Suudi Arabistan’da tutuklandığı belirtilen ve cinayet için İstanbul’a gelip, cinayetin ardından Suudi Arabistan’a dönen 18 zanlının Türkiye’ye iade edilerek burada yargılanmasının sağlanması teklifine karşılık Suudi Arabistan yönetiminin sergilediği tavırda cinayet ile doğrudan ilişkilerinin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Netice itibariyle Kaşıkçı cinayetine hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir devlet cinayeti söz konusudur ve bu cinayetin hesabının Suudi yönetimi tarafından verilmesi gerekiyor. Eğer ABD gibi bazı ülkeler aldıkları/alacakları rüşvet karşılığında olayın ört bas edilmesine destek verecek olurlarsa veya şimdiye kadar verdikleri psikolojik desteği sürdürecek olursa bu cinayetin suç ortağı olarak tarihe geçeceklerdir.