Kaset söylentisi dosyanın habercisiydi!..

Abone Ol

Günlerden beri birtakım kaset tehditleri bir yandan sosyal medyada dillendiriliyor, öbür yandan bizzat Başbakan tarafından dikkat çekiliyordu. Sonunda önceki gün başlatılan operasyon gündeme damgayı vurdu. Dün olduğu gibi bugünde yargı süreci devam eden konularda dışarıdan ahkâm kesmenin, gazel okumanın doğru olmadığına inandığım için başlatılmış operasyonun içeriği, doğru ya da yanlışlığı konusunda hüküm verecek değilim. Bunu söylerken yargının her zaman doğru hareket ettiğini, adaletin tecillisi için uğraştığına güvendiğimi vurgulamak istiyor değilim. Ancak, yargı süreci devam ederken yargıyı farklı yönlerden etkileme çabası olarak nitelendirilebilecek söz ve eylemlerden kaçınmak gerektiğine inanıyorum. Bu düşüncelerimi 28 Şubat sürecinin yargı ayağı ile ilgili olarak da ifade etmiş, yargının siyasallaşması ya da ideolojik bir kesimin etkisi altına girmesinin adaleti katletmek anlamına geleceğine dikkat çekmeye çalışmıştım. Bugün de aynı düşünceye sahibim.

Günlerden beri demokrasi mi adalet mi başlığı altında bir yazı düşünüyordum ki gündem bir anda değişiverdi. Çünkü adaletin her şeyden önde gelmesi gerektiğine inanıyorum. Bir takım kavramları putlaştırır, insanları belli kalıplar içine mahkûm eder ardından da aynı kurallar içinde devlet organlarını çeşitli yollarla etki altına alıp buna da demokrasi diyecek olursanız dünyayı kandırmış olursunuz. Kaldı ki, dünya üzerinde hâkim güçlerin kendileri söz konusu olduğunda demokrasi kavramına yükledikleri anlam ile sömürdükleri ülkeler söz konusu olduğunda yükledikleri anlamın farklı olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bugün demokrasi emperyalist güçlerin her alandaki hâkimiyetlerini sağlamaya yardım ediyorsa benim için demokrasi değil adalet önemlidir.

Kaset ve dosya tartışmalarının zirve yaptığı bir noktada demokrasi mi, adalet mi tartışmasının gereksiz olduğu akla gelebilir. Ancak, son operasyonun ardından yapılan haber ve yorumlarda olayın arkasında ABD’deki Siyonist lobi ile İsrail istihbaratının bulunduğu ileri sürülebiliyorsa sanıyorum öncelikli olarak demokrasiyi millet olarak yeniden tarif etmek ve adaletin olmadığı yerde demokrasinin adaletsizliğin bekçiliğini yapmaktan öte bir anlam ifade etmediğini de görmek durumundayız.

Son operasyonun ardından yapılan yorum ve değerlendirmelerle birlikte kaset söylentileri de canlandı. CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kendine karşı da birtakım oyunlar tezgâhlandığını hatırlatması, bu arada operasyon haberleri ile birlikte Türkiye üzerinde bir takım oyunların oynanıyor olmasının söylenmesi, bir adım daha ileri gidersek konunun bir “Türkiye’ye diz çöktürme” operasyonu olarak takdim edilmesi gibi hususlar düşünüldüğünde ülkemizin ne kadar çok dış operasyonlara, etkilere açık hale gelmiş olduğunu görmek mümkün.

Aslında ülkemize yönelik son operasyondan çok önce bir takım gelişmeler kendini göstermişti. Çünkü İran’a yönelik ambargoya rağmen bu ülkeden altın karşılığı petrol almamızdan başta İsrail olmak üzere ABD ciddi şekilde rahatsızdı. Kime ne bizim İran’dan petrol alıp almamızdan. Ama işler öyle yürümüyor. Bırakın İran’dan altın karşılığı petrol almayı Çin ile füze sistemleri üretmeye yönelik anlaşmanın gündeme gelmesi ile başta ABD ve NATO olmak üzere gelen tepkiler canlılığını hâlâ koruyor. Bir yandan ABD kendisi İran ile ilişkilerini düzeltme yönünde adımlar atarken Türkiye’nin petrol alamayacağı dayatması nasıl bir dünyada yaşadığımızı göstermiyor mu Bunun için diyorum ki, insanlığın öncelikli olarak adalete, yani İslam adaletine ihtiyacı var. Adaleti Batı medeniyetinde arayanlar yıllardan beri yaşadıkları ikiyüzlülüğe rağmen demokrasiye sarılıp adaleti bir kenara ittiler/ittirdiler. Böyle devam ettiği sürece gerçeği görmemiz mümkün olmayacak, bu da sömürgeci Haçlılar ile Siyonistlerin işine yarıyor/yarayacaktır.