Kartel’in gazetesi, iktidarın aynasıdır

Abone Ol

Bugün 2 Şubat 2017. Gazetedeyim. Günün tarihini belirterek yazıya başlamam, ne 2 Şubat’ın özelliğidir, ne de bana bir hatırlatma yapar. Yorumlayacağım haberlerin, kayıtlara geçtiği gün olduğunu vurgulamak istedim.

Önümde, kartelcilerin amiral gemisi sıfatıyla övünmeler paylaştıkları, bizim de yarı resmi El-Ahram’ın paraleli diye anladığımız ünlü kartel gazetesi var.

İktidarların oturacakları sandalyeleri, altlarına sürme görevlerini, tüm ihtilal hükümetleri dahil, bir tek hükümet hariç (Refahyol Hükümeti) bugünlere başarıyla ulaştırmalarına rağmen, muhalefet yapmakla ve paylarına düşeni de almakla müseccel bu gazeteye bizim “rağmen muhalif” deme hakkımızı kullanıyoruz şimdi.

Rağmen muhalif ünlü kartel gazetesinin üçüncü sayfasının haberleridir bizim yorumlamalarımıza ihtiyaç duyan... Haydi başlıyor!

Kiraz’ın kirazları al

Soldan saydığımız ilk haberi es geçiyoruz. Resmiyetin haricindekilerin bilmesinin, haberin vereceği zararı artıracağı kuralına uyacağımızdan...

Bu ilk sütunun hemen altındaki, Meclis’e intikal etmiş bir olayın propaganda amaçlı yazılmış şeklidir. Başlık aynen: “Satılık çocuk gelin önergesi.”

İlk paragrafta anlatılan şu:

CHP’nin İzmir milletvekillerinden biri, İzmir’in Kiraz ilçesinde,

Kız çocuklarının kaçırıldığı,

Sonra da para karşılığı evlendirildiği, iddialarını, ilgili bakanın cevaplamasını istemiş, bir soru önergesiyle.

İzmir, Kiraz, kız çocukları küçük, parayı veren...

Refah Partisi’nin iktidara yürüdüğü o seçim öncesi, bir tv kanalındaki konuklardan tiyatrocu Metin Akpınar’ın şu cümlesini unutmamışım: “Onbeş yaşındaki çocuklar satılıyor Beyoğlu’nda...” Refah Partisi’nin yükselişindeki gerçeklerden biri böyle dillendirilmişti.

İkinci paragrafta anlatılanlar ise şunlar:

Kiraz’da 20’ye yakın aile,

Emniyet Müdürlüğü’nde dilekçeli,

Sonra da vazgeçmeli...

CHP’nin İzmir milletvekili, propagandası yapılan İzmir milletvekili diyor ki:

İddialar vahim, şüphesi bile korkunç,

Nerde bu bakanlık, (Reha Muhtar’ın, nerde bu devlet demesinden mülhem.)

Araştırmalı ve bilgi vermeli,

Gerçekse... Yani gerçek ise...

Tüm sorumlular, eksiksiz ve tam olarak,

Cezalandırılmalıdır. 

En ağır şekilde... (Kilo ile ölçülen ağırlık değildir sayın CHP milletvekilinin arzusu; haberciler vurgulamasa da anlaşıldı sayacağız.)

Bir milletvekili, seçim bölgesinden bir olay anlatır, haber olarak yazdırır, sonra da “Gerçekse” mi der?

Sosyal medyası, cep telefonu, seçmeni, parti görevlileri yok mudur bu milletvekillerimizin? Bunları temin etmek ve sayın milletvekilinin hizmetine sunmak Meclis içtüzüğüne göre kimin görevidir?

Bağırıp çağırarak anlattıklarını bir milletvekilinin, kartelin en ünlü gazetesinin 3. sayfasında adını yazmalarına sebep sayıyorlarsa sandalye itici o gazeteciler, bizim konuşacak çok şeyimiz olduğunun kanıtı olurlar.

Gerçekse...

Tek sütunda geçiştirilecek bir olay mıdır bu? Yoksa inanmıyorlar mı haberi yazanlar? Kiraz’a ulaşmak, bir görevliden veya bir Kirazlı insandan bilgi almak, haberleşme araçları kullanılarak görüntüler almak, tanıkların seslerini almak mesela, çok mu zordur, Kartel’in, rağmen muhalif ünlü gazetesi için...

Bir sütunun kıyısında köşesinde bir CHP milletvekilinin adını yazmak, cilalamak, parlatmak yeter midir rağmen muhalifliğe...

Haberin özü çok uygun halbuki.

Gerçekse... Gerçekse... Ama gerçekse... Anlattığı olay olmuşsa ve sebeplerine dair hiçbir düşüncesi, tedbiri, teklifi olmayan İzmir milletvekili, sorumluların en ağır cezaları aldıklarını duyduğunda, mağduriyetin giderilmiş olacağına mı inanmıştır?

İyi ki İzmir’in CHP’li milletvekili var.

İzmir’in Kiraz’ının olay gerçek olmadığında alacağı hakkı var.

Ey ilgili Bakanlık, siz nerdesiniz, adresiniz nerde?

Akan kanların rengi al

“Rezidansta vahşet” 5 sütuna bölünmüş sayfanın 3 sütun kaplayan çok fotoğrafla desteklenmiş haberidir. Altında ve yine 3 sütuna bir cinayet haberi daha yazılmış: Nazilli’de dövülerek öldürülen aşçı.

Boşanmak isteyen eşini öldürüp intihar edenlere katılanı da sağdaki iki sütunda anlatmışlar. Okuyucuları olaylardan haberdar etmek midir bu, yoksa rağmen muhaliflik, cinayetli haber alanlarına mı kaydı, sorusu da var kalemimin ucunda..

Fakat şimdi yazacağımız son iki haberdir, özellikle yorumlamak istediğimiz; Kiraz’ın kan kırmızılığını anlatmamızdan hemen sonra.

Ey çalan! Gazete al

“Kredi vaadi ile ev çalan çete.”

Gazete ilanlarından tuzak, yakalananlara tehdit, el koymak, ipotek koymak, noterde imzalatmak, bazı tapu memurları ve çetemiz 16 kişi.

Çalınanları alıp götürülen, yükte hafif pahada ağır eşyalar, malzemeler, araçlar olarak biliyorduk. Dahasını da öğrendik: Evler de çalınıyormuş.

İktidarcı bir yazar okusam mı şimdi?

“Ulan FETÖ, bize bunu da mı yaptın?” Uçaklardan indiklerinde yazmış olabilirler.

Bir sonraki aşaması böyle haberlerin, mahalle çalan çete, köy çalan çete, şehir çalan çete başlıklı mı olacak diyorsunuz? Ah, yok edilen İstanbul mahalleleri..

Biz uyuştuk, çocuklar ölüyor

Son haberimizi şu başlıkla duyurmuş rağmen muhalif kartel gazetesi.

“9-10 yaşında uyuşturucu ölümleri var.” Bir Tıp Fakültesi hocası konuşuyor bunu. Bir profesör doktor..

Sokaklarda Bonzai satılıyor diyor, sokaklarda açıkta süt satmak yasaktır diyor bakanlık da..

Bir kullanan en az 3-4 kişiyi sorunlaştırır diyor profesör konuştuğunda... FETÖ’nün bir imamı en az 3-4 kişiden sorumluymuş, şimdi tespit ettik diyor bakanlık da...

9-10 yaşlarındaki çocuklarımıza Bonzai kullandırılıyor diyor Profesör Doktor sıfatlı bir uzman kişi.. Bu FETÖcüler 9-10 senedir ByLock kullanıyorlarmış diyor bakanlık da..

Uyuşturucudan ölüm yaşı 9-10 olmuş. 11-12-13-14-15 yaşındaki çocuklarımızın tehlikeden uzakta ve kurtulmuş oldukları mı anlatılıyor bu örnekle, bu ifade tarzıyla?

Cevabınız hayır ise,

15 yıldır iktidarda olan bir iktidarın iktidar günlerinde geldiğimiz ve çocuklarımızı getirdiğimiz yeri iyi biliyorsunuz demektir. 

Son haber bir yangını anlatıyordu. Okumadım bile. İçim yanmış, dışım yanmış, sınırım yanmış, sinirim yanmış, sanırım yanmış, sanmam yanmış, 9-10 yaşım yanmış, kurum yanmış, kurumum yanmış, durumum yanmış, mumum yanmış, umum yanmış, umarım yanmış, umudum yanmış.

Trump’ın büyüğü heybesinde olan kartelin rağmen muhalif gazetesinin 3. Sayfasını biz sizlere böyle anlattık yorumlarımızla. Tarih 02 Şubat’tı ve 28 Şubat’ları böyle hazırlıyorlardı gayri.

GÖNÜL KAHVE İSTER

Biz, tutturmuşuz “batılı millet olacağız” diye.. Batılı kafa, önce bilmediğini bilir ve mutlaka bileni arar.

Son misalimi bugünkü gazetelerde okudum: Amerika bizden kahveci istiyormuş.

“Yahu, kahve pişirmek nedir ki?” demeyiniz. Bir fincanlık cezveye kaç kaşık kahve konacak?.. Ne zaman katılacak kahvesi: Su ısındıktan sonra mı, soğukken mi?.. Şeker beraber mi atılacak?.. İlk kabarışta mı fincana boşaltacaksınız, birkaç devrimden sonra mı? Köpüğü kestirmeden telveyi dibe çökertmenin sırrı nedir?

O altın köpüklü Türk kahvesi, artık benim için bir gençlik masalı.. Kahveyi yalnız pişirmek değil, kavurmak, dibekte dövmek de bir hünerdi.. Şimdi, yemek üstüne içtiğim şey, kahve değil, bir fincan dolusu katran, bir fincan dolusu tatsız, kokusuz acı su.. 

İnşallah kenar mahallelerde kalmış bir eski kahve ocakçısı çıkar da Amerika’ya gider… Sonra, yetiştirdiği çırakları “Kahvecilik Uzmanı” diye dolgun ücretlerle yurdumuza davet ederiz!

***

Okuduğunuz bu satırları yarım asır önce neşredilmiş bir dergiden aldık. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varsa, bir kahve yazısının da elliden fazla yıl hatırı vardır, dedik.

Hatır, hatır dedik ama. Masallarımızdaki kırk katır mı, kırk satır mı sorusuna da geldik. Kahve meselemizi kırk satırda yazıverdik. Fincanlar kırk mı, kırık mı?

Caddelerimizin en işlek dükkanlarını Amerika’nın kahve zincirlerinin işletmelerinden rahatsızlığım, neden biz yapamıyoruz alanını taşmazdı ama..

Nerde bizim araştırmacılarımız? O kahve zincirlerinin, ülkelerinde başlama tarihinin bu yazının yayınından on yıl sonraya rastlamasının tesadüf olmadığını bulacak olanlarımız nerde?

Elin “tarihci” sıfatlı insanları kahve zinciri dükkanları kurarken, Türkiye’den kahveci alıp götürüyorken, bizimkiler neden “kahve” tarihimizi yazmıyorlar?

Kız isteme gecelerimizin gelin adayları ikram ettiği kahve ile ben bu işi böyle iyi biliyorum demek isterdi; misafirlere beğendirdiğinde?..

Dikkatinizi çekmiştir, yazarımızın Amerika’dan kahve uzmanı beklemesi.. Ama onlar kahve zincirlerini gönderdiler.

Hasretiniz dinsin diye rahmetli Cafer Zorlu’nun bir kahve ocağı çizimini de koyduk.

Görüntüsünü dahi özlüyoruz.

1997 HAZİRAN NİRE, 2016 TEMMUZ NİRE

1990’lı yıllarda yazılmış mizah hikayelerimden bazılarıyla “İhtilali Önleme Derneği” adlı kitabımı oluşturduğumda merhum Ressam Fuat Bilir’e bu kapak resmini ısmarlamıştım; Anadolu’nun sorumlusu kardeşimin tavassutuyla..

Fuat Bilir anlattığım ihtilali önleme sahnelerinden etkilenmiş ve olumsuz cevap verme ihtimaline yönelmişti.

1997’nin Haziran ayında yaşıyorduk. Hikayelerinizi bir okuyayım da, diyerek razı olmuştu, 15 Temmuz’u 19 yıl öncesinden resimlemeye.

ASMACILAR

GKB ve MİT Müsteşarı’nın Nuri Pakdil ziyaretleri konu olmuş solcu yazarlarımızdan Melih Aşık’a.

Kimlik kontrolü yapıyor önce.

Kemalist mi, Atatürkçü mü?

Değilse, yaşama şanslarına bir şey demiyoruz şimdilik, hem yaşlı bir adam, lakin ziyaret edilmesinden endişeleniyoruz.

Endişelenmek..

Üstün insan olduklarından ve bu ülke insanlarını tasnif etmek haklarının kendilerinde olduğuna inandıklarından..

Sonra Nuri Pakdil sorgulanıyor.

Sağcı yazar işte..

“Anti firavunist”miş üstelik.

Bu topraklarda yaşayan bütün müslümanların anti firavunist olduğunu bilmemesini normal karşılarız. Fakat..

Antifiravunist olursa bir insan, anti Atatürkçü olduğunu anlatmış olurmuş, solcu yazarımıza göre..

Atatürkçüler niye itiraz etmiyorlar ve neden endişelenmiyorlar eli urganlı bu solcu yazar mantığından haberdar olduklarında.