Tabi ki hüsnü zan emredilmiştir. Tabi ki art niyet, gıybet ve gizli kusurları araştırma yasaklanmıştır. Fakat her meselede olduğu gibi burada da bazen ifrat ve tefrite kaçılmaktadır. Diğer yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi hakikat tektir ama batıl çeşitlidir. Bu yüzden yanlışın her karşısında olan şey, doğru kabul edilemeyeceği gibi taraflardan birinin haksız olması, diğerini haklı kılmayacaktır.
1- Karşındakini kendi gibi zannetmenin en yaygın şekli, herkesin her şeyi bildiğini zannetmektir. Oysa biz, herkesin bildiğini bilmeyiz. Herkes de bizim bildiklerimizi bilemez. Özellikle gençler, çocuklar ve öğrenciler ile bir de konunun muhatabı ve uzmanı olmayan kişilerin, o konu hakkında eksik ya da yanlış bilgi sahibi olduklarını ve hatta konuyu ilk defa duymuş olabileceklerini hatırda tutmak, hem faydalı hem de üzülmemize veya hayal kırıklığına uğramamıza mani olacaktır. Yani karşımızdaki ilk defa görüyormuş gibi ta en baştan ve ayrıntıları ile anlatmak, nasıl olduğunu göstermek icap ediyor.
2- Bir başka yaygın olan zan, karşılaştığımız her şeyde gerekçe aramaktır. Bunun da en bilinen şekli; “acaba falanca niye böyle yaptı?” ve türevleri gibi sorulardır. Bu soruyu, özellikle, muhataplarımız saçma, anlamsız ya da kendisine bile zararlı olan kötü şeyler yaptığı zaman sorarız. Özellikle karşımızdaki, saçma veya zararlı bir iş yaptığında şunu unutmamak gerekiyor: İnsanların çoğu, maalesef, düşünmeden, akıllarına ilk gelen şeyi yapıyor ve hatta başka zamanlarda, aynı konuda farklı kanaatler belirtip farklı davranıyorlar. Şu halde “acaba bunu niye yaptım” diye soran bir insan, zaten saçma ve zararlı bu işi yapmayacaktır. Yani karşımızdakiler, çoğu zaman, düşünmeden hareket etmiş olabilirler. Bu yüzden de “acaba niye böyle” sorusunu sormak yani her şeyde mantık ya da mantıklı gerekçe aramak, çok da mantıklı değildir. Tabi yine de anlamaya çalışma hakkımız vardır ama böyle yapmakla sadece kendimizi yormuş ve üzmüş oluruz.
3- Hüsnü zannın bir başka tezahürü, karşımızdakini kendimiz gibi zannetmektir. Konuyu çok uzatmadan, ANADOLU İNSANININ ve EHLİSÜNNET MENSUBU kardeşlerimizin, karşısındaki herkesi, kendileri gibi açık sözlü ve saf dil zannetmeleri sıkça karşılaşılan bir durumdur. Özellikle siyasi, ekonomik ve dini meseleler başta olmak üzere her konuda hassas, bilgiye dayalı ve tedbirli davranmak icap etmez mi? Yani iyi niyetli ve hüsnü zan sahibi olmakla aldanmak ve kandırılmak başka şeydir. Mümin, BENZER meselelerde, ancak bir kere kandırılabilir.
4- Suizan ve gıybetten korunma korkusuyla şahitlikten kaçınmaktır. Tabi ki suizan, gıybet ve kusurların/günahların/hataların araştırılması menedilmiştir. Ama üçüncü kişileri ve özellikle birden fazla insanı ilgilendiren meselelerde, bilgisini saklamak tevazu olmadığı gibi konuya muhatap olan kişilerden, konu veya sorumlular hakkında sahip olduğu her türlü bilgiyi gizlemek de hüsnü zanla alakalı değildir. Şahitlik yapmak vacip olduğu gibi bildiğini söylemek de farzdır. Tabi ki zaman, şart ve muhatabı dikkate alarak. Özellikle kötü niyetli kimselerin ifşa edilmesi, ama bunun o kişiyi reklam veya rencide etmek maksadıyla yapılmaması, esastır. Şayet birileri, bizim bildiğimiz şeylerden dolayı zarar görecek ise ve biz de bu bilgileri saklayarak bu zarara engel olmamış isek, o zarar ve kötülüğe bir şekilde destek vermiş oluruz.
5- Fakat şahsi meselelerde, karşımızdakini, kendimiz gibi zannetmemiz veya karşımızdakinin de bizim gibi düşünmesini istememiz, meşrudur ve hatta bazen tavsiye edilmiştir. Özellikle de güzel işlerde. Mesela biz cömert isek, karşımızdakinin de cömert olduğunu varsayarak, onu hayırlı işlere teşvik etmek ve cömert değilse de cömert olmaya teşvik etmek gibi.
6- İyi insan, bizim sevdiğimiz kişi değildir. İyi insan, iyi işler yapan kimsedir. Bizim sevmediğimiz kimse de illa kötü değildir. Aynı şekilde kötü kimse de kötü işler yapan kimsedir. Yani bizim insanları sevmemizle onların kötü ya da iyi olmaları arasında her zaman doğrudan bir ilişki yoktur.
7- Ayrıca bir alanda iyi bildiğimiz kimse, her alanda iyi olmayabilir. Bu yüzden insanları, denemek icap ediyor. Denenmemiş insanı, iyi ya da kötü veya dost ya da düşman olarak kabul etmek hem kendimize hem de karşımızdakine zulümdür.
8- Her iyi kabul edilen insan ile biz de dost olmak veya iş yapmak zorunda değiliz. Bazı kimseler yakından iyi, bazıları ise uzaktan iyidir. Yani bazen, yakın olup kötü olma ihtimaline karşı, uzak olup iyi olmak, ama o kimseye faydalı olmak şartıyla, daha uygundur.