Eşeğin aklına düşmemesi gereken şeydir. Yahut da fazla kalın ve kesildiğinde köşeleri sert olabildiğinden eşeğin aklına düşürülmemesi, midesine inmemesi gerektiği düşünülen şeydir. Eşek milleti karpuz kabuğuna bayılır mı bilinmez. Sonuçta inat da olsalar, huysuz da olsalar, azla yetinen, çilekeş, kanaatkâr hayvanlardır. Bir tutam ot yardan uçurmaz onu. Önüne ne konursa yer, fazlasını istemez.
Şimdiki zamanda kanaat etmeyip, kendisine layık görülene rıza göstermeyip hakkını aramaya kalkan her varlık şükürsüzlükle suçlanır. Güç karşısında her hak arayışı bu mesnetsiz teze toslayıp gerisin geri teper. Bilumum hak talepleri adeta eşek tepiği gibidir ki kodamanları, işverenleri, emek tüccarını hiç sarsmaz. İnsan ne kadar topraktansa onlar, dayanıklı granit taşından mamul varlıklardır! Tamahkârlık da sadece kendini cümle âlemin sahibi sananların harcıdır. Gayrısı çalıştırılması, uğraştırılması, ter dökmesi ve böylece yaşamını zar zor idame ettirecek kadar rızka ulaşabilmesi gereken şeylerdir! Onlar için asgari ücret, asgari geçim standartları, asgari yaşam formları, asgari açlık sınırı, asgari yoksulluk hududu belirlenir. Bu muhteşem belirlemeler için bile memurlar istihdam edilir, amirler atanır, müdürler yerleştirilir, müfettişler gönderilir, kurumlar tahsis edilir… Sonra tüm bunlarla uğraşıp çalıştırılanın yıl içinde eline geçecek ücreti bayram havasında ilan eden rical; ‘Bakın sizin için nelere katlanıyoruz, nasıl da uğraşıyoruz’ izleniminin dibine vurur. Dibini sıyırır, daha yok mu diye bakınır.
Birbirine karpuz atıp tutanların mahareti, bazen karpuz kabuğu atıp tutanlar için de gereklidir. Aklında içki yani alkollü içecek tüketmek, kumar yani yerli ve milli piyango bileti almak, bir güne özel alışveriş yapmak yahut kutlama tertip etmek olmayan insanlara, bir zaman dilimine denk gelince mütemadiyen tüm bunları yapmamalarını söylemek gibi… Şüphesiz bu tür söylemler işgüzarlık ya da samimiyetten neşet etmez, akla düşmemesi gereken karpuz kabuğunu elde yahut dilde evirip çevirmek suretiyle amaçlı bir eylem izlenimi bahşeder. Çokça zikredilen haramlar, yeni bir yıla girmenin ön şartı olmadığı gibi herhangi bir inancın ritüeli de olmasa gerektir. Mensuplarıyla aynı havanın solunduğu, aynı gökyüzüne bakılan bir dinin bayramının başka bir dinin mensupları tarafından gündeme düşürülüp kötülenmesi, Kurban Bayramı’nda hayvanlara nasıl kıyıldığından söz etmek kadar incitici ve itici görünür. Yahut da şöyle ifade edilmelidir; Hıristiyan Mevlid Kandili, Yahudi Ramazan Bayramı, Hindu Kurban Bayramı, Agnostik Miraç Kandili kutlayabilir. Kutlarken de İslam’ın herhangi bir yasağını ihlal etmez. Böyleyken haram kılınan, kerih görülen herhangi bir davranışta bulunur zannıyla bu dinlerin mensuplarına dindaşları tarafından sürekli telkinde bulunulmaz. Olup biten sadece karpuz kabuğuyla oynamaktır. Nihayet sakramentlerden herhangi birini yapmayan hatta sakrament nedir bilmeyen Müslüman, Noel görünce bahara çıkmış dana gibi zaten davranmaz. Hem mevsim kıştır ve yüce Rabbimiz lütuf ve keremiyle yeryüzünün birçok cihetine kalplerden daha temiz bir sayfa açar.
Karpuz kabuğu, gemi yapımı için kullanılmaz. İşbu kullanışsızlığı rahmetli Ahmet Uluçay, yaptığı ilk ve ne yazık ki tek uzun metraj filminin adını Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak koyarak ibraz eder. Kabuktan imal edilen gemi, henüz hayal denizine açılmadan gerçekliğin duygusuzlukla adamakıllı sertleşmiş kayalarına oturur, kalp ve dahi kardiyolog düşmanı korsanlarca basılır, hırçın dalgalarca alabora edilir. O denli beyhude, o kadar fanidir. Yazları bir kamyon dolusu karpuzla gelen karpuzcu, sezonu devirince kalan karpuzları toplayıp çeker gider.
Karpuz kabuğu olmasa da ufkunda servet yığmaktan başka bir şey bulunmayanların sahip olduğu gemiler, denizin iktidarla adaşlık kuranını ve biteviye övündükleri ataları kadar kızılını yurt edinir. Beka bildiren ve tüm memleketlerin karasularında özgürce dolaşan; öyle zodyaklarla, hücumbotlarla muhasara edilip amansızca basılmayan kabuklara zaten gemi denmez, gemicik denir. Çoluk çocuğun gönlü hoş olsun için edinilen bu tür gemiler Yafa’ya, Aşdod’a doğru yol aldığında pek kâr bırakır. O kadar ki zaman zaman haber bültenlerine bile yansımayı başarabilen Filistin merkezli gerginliklerin yerli hamasete takılması, mevsimlik protestolar ve kınamalar, gemicik sahiplerinin ticari açıdan el artırmasına, pazarlıklardan kârlı çıkmasına yarar. Böylece tek gemicik çoğullaşır, çoğullar filocuklaşır, oğullar ve asla rencide olmayan ruhsuzlar onlarla oynaşır.