Karnınızı Ateşle Doldurmayın!

Abone Ol

Biz Müslümanlar, helâle, harama çok dikkat ederiz. Haramdan şiddetle kaçınırız. Hele de kul hakkı yemekten. Öyle de olmalıyız. Zira âhiret var. Zerre kadar iyiliğin de zerre kadar kötülüğün de zayi olmayacağı, karşımıza çıkacağı, hatta boynuzsuz koyunun bile boynuzlu koyundan hakkını alacağı mekân…

Âhirete inancı olan müminler, haram yemekten, bilhassa kul hakkı yemekten şiddetle kaçınmalı. Meselâ memursun, ya da resmî bir müessesede işçisin. Maaşın bellidir. Tilki kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır. Senede bir veya iki artış olur, o kadar. Her mevkideki vazifelinin alacağı ücret bellidir. Bununla yetinmeyip, “durumdan vazife çıkarıp” ilave gelirler edinmeye kalkışmak, hele hele rüşvet almak, haksız kazanç edinmek, çok veballidir. Yenilen her haram kuruşun âhirette hesabı sorulur. O haksız kazançta 80 milyonun hakkı olduğu için ekseriyette onun cezası bu dünyada da çekilir. Ya kendisinden, ya ailesinden, ya torunlarından çıkar…

Kaçak elektrik, kaçak su kullananlar, 80 milyonun vebalini üzerine almış olmaktadırlar. Onun hesabını nasıl verecekler?..

Samimi niyetlerle, maddî veya manevî kâr maksadıyla kurulan müesseseler var. Diyelim bir traktör fabrikası kuruldu. Bin ortağı var. Zaman içerisinde yönetimdeki kişiler o müesseseyi “kılıfına uydurup” üzerlerine geçirseler, “burası bizim” deseler olur mu? O kadar insanın hakkı, hukuku ne olacak?..

İnsanlarımızın manevî yapısını güçlendirmek için, temel değerlerimizi muhafaza etmek için, bu ülkenin manevî dinamiğini ayakta tutmak için müesseseler kurulurken, bazen yüz binlerce samimi insan maddî fedakârlıkta bulunmakta. Ev hanımları kollarındaki bilezikleri vermekte, bazı garibanlar, evlerine götürecekleri iki ekmekten birinden feragat gösterip o ekmek parasını vermekte. Bu gibi büyük fedakârlıklarla kurulan müesseseler var, bu şekilde alınan binalar var. Ancak “maslahat gereği” tapu, yüz binlerce insanın üzerine değil de güvenilir bir kişinin veya birkaç kişinin üzerine yapılıyor. Şimdi o bir kişi veya birileri, “burası bizim!” diyebilir mi? Dese, mer’î hukuka göre onun veya onların olabilir. Ancak, İlâhî hukuka göre gerçekten o kişinin veya o kişilerin olabilir mi? 

Ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere baktığımızda bu şekilde kul hakkı yemenin vebalinin çok büyük olduğunu görmekteyiz. Şehitlerin bile kul hakkı baki kalmakta. Bu şekilde haksız kazanç elde edenler, kul hakkı yiyenler, ümmetin malını gasp edenler karınlarına ateş doldurmakta. Bakınız Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ne buyuruyor:

“Kim hakkı olmadığı halde bir karış yeri alırsa, Allah kıyamet günü yedi kat yeri onun boynuna dolar.” (Hadislerle İslam, DİB, c.5, s. 93).

Bu şekilde ümmetin malını üzerine geçirip, dilediğince tasarruf etmek isteyenler büyük adam sayılabilir, köşklerde, saraylarda ağırlanabilir, şatafatlı makamlara kurulabilir, ancak benim gözümde bu gibi kişilerin “beş paralık” değeri yoktur. O gibi kişilere, şayet inançlarını bütünüyle kaybetmemişlerse acıyarak bakarım. Zavallılar o kadar malın hesabını nasıl verecekler. Şimdi “bizim malımız!” diyorlar. Peki, âhirette aynı şekilde diyebilecekler mi?

Geçmişte bu gibi gasp hâdiselerinin şahidi oldum. Dişimizden, tırnağımızdan artırdığımız, çoluk çocuğumuzun rızkından kestiğimiz meblağları, “İslâm’a, Kur’ân’a hizmet için” diye götürüp bazı müesseselere verdik. Sonra bir baktık, birileri, “buralar bizim!” dedi. Şahsen ben o gasıplara hakkımı helal ettim. Zira Rabbimden niyazım, “Hesapsız cennete girenler arasına dâhil olmak.” İşim gücüm yok da âhirette hesap için mi bekleyeceğim? Ümmetin malını gasp edenler nasıl olsa bunun hesabını verecekler. İnanın bu durumda olanlara acıyorum. Elhamdülillah hayatım boyunca hep mazlum ve mağdur oldum. Ne mutlu, kursağına haram kazanç girmeyenlere, ümmetin malını haksız yere yemeyenlere… Veyl olsun, yazıklar olsun, ümmetin malını gasp edenlere!.. Onlara söyleyeceğimiz şudur: Karnınıza ateş doldurmayın! Veballi icraatlardan vazgeçin. Bir masumun bedduası bile sizin mahvolmanıza sebep olabilir. Size, âilenize ve çoluk çocuğunuza yazık etmeyin!..