Karmaşada Yol Bulamamak

Abone Ol

Günlerdir büyük bir gerilim ve karmaşa ortamında sağlıklı

düşünememe, duygulara yenik düşme gibi bir durum yaşanıyor. Bu gerilim,

insanların sinirlerini en uca taşımış durumda. Hemen herkeste, karşılıklı

birbirilerine diş bileme, öfkeli bakışlarla fırsat kollama, hatta basit bir

nedenle kendisine bir muhatap bulup saldırma ve sindirme gibi bir durum

yaşanıyor.

Kesimler kendi bakış açılarıyla olayları alabildiğine

sivriltiyorlar. Bununla karşı tarafa baskın geleceklerini umuyor ve sanıyorlar.

Aslında bu öfkenin ve nefretin uçurumları büyüteceğini kanlı bıçaklı bir sürece

girileceğini kimse hesaplamıyor.

Bu oyun yeni değil. Benzerleri geçmişte yaşandı ve bir

biçimde bitti. Sağ-sol, ülkücü-devrimci, Türk-Kürt. Bu gerilimlerin ardından on

binlerce insanımız öldü. Hemen hepsi bizim insanımız. Öğrencilik yıllarımızda,

öncülerimiz olaylara girmememiz için bize yol gösteriyorlardı. Gerilimden uzak

duruluyordu. Erzurum da üniversitede iken, rektör değişmiş, gelen yeni rektör

ülkücülerin liderlerinden üç ya da dört kişiyi okuldan uzaklaştırmıştı. Gerilim

had safhadaydı. Fakültemizde korkunç bir gerilim vardı. Solcular az olmalarına

karşın birden yeni rektörün gelmesiyle pıtrak gibi ortaya çıkmışlardı.

Ülkücülerle korkunç bir gerilim yaşanıyordu. Fakültede karşılıklı slogan

atıyorlardı. Biz MTTB ve Akıncılara mensup gençler bir araya geldik. Aramıza

nurcular, mücadeleciler ve tarafsız görünenler de katıldılar. Öğretim

görevlilerinin bulunduğu kattan ve kapısından çıktık yurtlarımıza gittik.

Ülkücüler zaman zaman bize: Biz komünistlerle mücadele ederken siz arka

kapılardan kaçtınız, tuvaletlere sığındınız diyerek sataşıyorlardı. Olaylardan

uzak durmamız bazı kesimleri rahatsız etmişti. Karmaşaya çekmek için bazı

cinayetlerde bulunuldu. Metin Yüksel sabah namazından çıkarken şehit edildi.

Amaç Müslüman gençliği olayların içine çekmekti, ama başaramadılar.

28 Şubat sürecinde laik-anti laik, Alevi-Sünni gerilimi

oluşturulmak istendi, ama bunda da başarılı olunamadı. 28 Şubat süreci travması

çok ağır geçti. Gerilim o kadar tırmandı ki, tepki sandıkta verildi, onlara

karşı güçlü bir iktidar çıkardı. Oysa bu iktidarı batılıların kabullendiği, ama

kendi doğrultusuna çektiği de bilinen bir gerçek. Abede, dolayısıyla NATO

üzerinden Türkiye ye istediklerini yaptırtıyorlar. Ekonomi Kemal Derviş in

oluşturduğu yapı üzerinde sürüyor. Bankaların kârlarında asla bir düşüş yok.

Yarıyıl bilânçoları açıklandı hepsinin keyfi yerinde. Komşu ülkelerle kanlı

bıçaklı hâle getirildik. Suriye, İran, Irak ile olan gerilim ortada.

Özelleştirilen kurumlar. Ne oldu da batılı efendiler, dostlar, stratejik ortaklar

birden tutum değiştirdiler. Nasıl oldu da birden bu aziz dostlarını sattılar

Asıl sorun burada.

Suriye bataklığına itilen Türkiye, bir zalim kralı

tahtından indirmeye, demokrasi getirmeye ahdetmişken nasıl oluyor da birden

aynı konuma düşebiliyor. Batılı dostları onları o duruma düşürebiliyor Bunun

üzerinde de durulmuyor ve düşünülmüyor.

Bugün meydanlara dökülenler ve muhalefet edenler

iktidarda olsalar onlardan farklı bir yöntem mi uygularlar Batı savrulmasına

kapılan hemen her iktidar ve yöneticiler benzer konumdadırlar.

Günümüze dönersek: Ne yazık ki 28 Şubat döneminde

başarılamayan çatışma ortamı bugün sahneye kondu. Müslüman aydınlar bile bu

tuzağa düştüler. Kendilerini güçlü görme, ya da iktidarlarını yitirmeme adına

gerilimi tırmandırıyorlar. Karşı tarafın oyununa geliyorlar. Aslında oyun büyük

merkezlerden. Kimse bunu dikkate almıyor. Müslümanlar muhataplarını sinek gibi

görürlerse bir gün güç karşı tarafın eline geçince durum daha vahim olabilir.

Gerilim artık belli merkezlerde değil. Hemen her kesime

yayılmış durumda. Sokağa çıkın, insanların davranışlarını gözlemleyin nasıl

burunlarından soludukları görülür.

Bu ateşin söndürülmesi, bu gerilimin dinmesi, bu kavganın

bitmesi gerekir. Bunu kim yapacak denilecekse işte asıl sorunlardan biri de bu.

Her kesim birbirinin üzerine atılmak için fırsat kolluyor.

Hepimiz bu toprakların insanıyız. Oynanan oyunları fark

etmeliyiz. Geçmişte düşülen tuzaklara düşmemeliyiz.