19. Millî Eğitim Şûrası, Antalya’da yaptığı 5 günlük toplantısını tamamladı. Türkiye’nin en büyük öğretmen kuruluşu olan Eğitim-Bir-Sen’in en önemli teklifi olan karma eğitim konusunun gündeme bile alınmaması pedagojik olarak tarihî bir yanlışlığın ne zamana kadar devam ettirileceği konusunda endişeler oluşturdu.
Bazılarının Türkiye’nin millî kimliğini ve pedagojik verileri yok saymak konusundaki inadını anlayabilmek mümkün değil. Daha yakın tarihe kadar yaygın olarak kız liseleri ve kız ortaokulları vardı. Bazısının tarihi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanıyordu.
Varlığı o mekânlarla özdeşleşmiş öyle köklü okullar var ki, onların ismi üzerinde bile değişiklik yapılamıyor. Meselâ, İzmir Kız Lisesi. Söz konusu inat yüzünden şimdi orada erkekler de eğitim görüyor. İstanbul Erkek Lisesi’nde kızlar da eğitim görüyor. Peki, kör bir inat uğruna, yöneticilerimizin Türkiye’mize bu garabet komediyi yaşatmaya hakları var mı
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 70 sene müstakil kız ve erkek okulları da öğrenimini sürdürdü. 28 Şubatçılar bu uygulamaya son vererek karma eğitime geçtiler. Darbe ürünü bu dayatmanın ne zamana kadar devam edeceği merak ediliyor.
300 bin üye ile temsil edilen Eğitim-Bir-Sen, karma eğitimin Şûra’da ele alınmasını teklif ettiği halde konunun gündeme bile alınmaması düşündürücü değil mi Eğitimde muhtevayı öne çıkaran bir başka öğretmen kuruluşu olan ÖĞDER de konunun en büyük destekçisi oldu.
Şûra’da eğitimin bütün sorunları masaya yatırılmalıydı. Şûra öncesi basına açıklama yapan Millî Eğitim Bakanı’nın sözleri herkesi şaşırttı: “Karma eğitim gündemimizde yok, gündem dışı. Bu konu tartışılamaz ve bu konuda karar alınamaz.”
ilmî verilere aykırı
Eğitim uzmanları, karma eğitimin pedagojik gerçeklere aykırı olduğunu açıklıyor. Sosyal yapısı buna yatkın görünen Avrupa ülkeleri 1960’lı yıllarda karma eğitimi ilerlemenin ölçüsü olarak kabul ediyordu. Uygulamalar bu kanaatin doğru olmadığını ortaya koydu. Şimdi Avrupalı eğitimciler bu görüşlerinden vazgeçtiler.
Almanya Bayern Eyaleti’nde Shull Report isimli bir dergi yayınlanıyor. Bu dergide, Devlet Enstitüsü Münih Okul Pedagojisi ve Eğitim Araştırmaları’nın bir raporuna yer veriliyor. Rapor özetle şöyle: “Karma eğitim 1960’lı yıllarda ilerlemenin ölçüsü olarak görülüyordu. 1980’lerden itibaren karma eğitimin zararları görülmeye başladı. Şu sonuç açıkça görüldü: Karma eğitim hem kızlar, hem de erkekler için fayda sağlamamıştır.”
Malezya İslâmî İlimler Fakültesi bir uzman komisyona yaptırdığı araştırmanın sonuçlarını 22. 9. 2003’te kamuoyuyla paylaştı:
“-Karma eğitimin neden olduğu en büyük kayıp ahlâkî dejenerasyondur. Öğrenciler karşı cinsle tam bir yakınlık içindedir. Bu anlamda merak, kendi rolünü çok iyi oynamaktadır. Medya tarafından ortaya konulan yanlış idealler ve ahlâk dışı düşüncelerin ve karakterlerin müthiş bombardımanı Şeytan’ın ektiği merak tohumlarının boş bıraktığı yeri doldurmaktadır.” (Terc. İbrahim Pür, Gazi Ün. Öğr. Gör.)
Eğitimci Hüseyin Yavuz, karma eğitim uygulamasının ortaya çıkardığı vahameti şöyle anlatıyor: “Ortaokullarda bile, eskiden erkekler, kızlar için kavga ederdi. Ama şimdi kızlar erkekler için kavga eder duruma geldi. Kızların erkekleri taciz edecek kadar ar duygularının çatlaması, erkeklerin kendilerini ispat için zararlı alışkanlıklara müptela olması acı sonuçlar doğurmaktadır. Bu, önlenemez duruma gelmeden önce karma eğitimden bir an önce vazgeçilmelidir.” (Millî Şuur, Sayı: 27)
Emir verici kim
Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, 19. Millî Eğitim Şurası’nın sonuçlarını değerlendirdi. Şûra’da görüşülen konuların 4 maddeyle sınırlı olmasını eleştirdi. Şûra’da yaşananları özetle şöyle anlattı:
“-Şûra öncesi konu başlıkları bize gönderildi. Baktık ki, hem konu kaçırılmış, hem de bu konuların dışına çıkılmasın, diye mevzuat değişikliğine gidilmiş. Şûra, eğitimin her sorununun konuşulduğu en üst organdır. Karma eğitim konusunun Şûra’nın gündemine alınması tekliflerimize bakanlık bürokratlarından ilginç bir duruş geldi. `Bu önerge gündeme alınamaz, emir yukarıdan’ şeklinde karşı çıkışla karşılaştık.” (Millî Gazete, 9. 12. 2014)
Bu gelişmeler üzerine, kamuoyu “yukarıdaki”nin kim olduğu konusuna kilitlendi. Kendime, “başbakan mı ”, “cumhurbaşkanı mı ” sorusunu sordum. Buna ihtimal veremedim. Darbe dönemi de olmadığına göre, eğitim konusundaki ciddi araştırmaları ile tanıdığım Mustafa Aydın Bey’in belgesini de koyduğu şu sözleri aklıma geldi:
“1947 yılından beri, Türk Eğitim Sistemi ikili anlaşmalarla Türk Amerikan Eğitim Anlaşması (Kahire) ‘Fulbright Komisyonu’nun denetiminde. Bu komisyon ilkokuldan İmam Hatip’e kadar tüm eğitim müfredatını belirliyor. Bu anlaşma ile Türk Millî Eğitimi 4’ü Amerikalı, 4’ü Türk, 8 kişiden oluşan bir komisyonun idaresine bırakılmış. Bu komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi’nin yapması kabul edilmiş.”
8 kişilik komisyondaki 4 Türk’ün de “yukarıdaki” olmadığını düşünüyorum. Hepimiz meraklandık, değil mi, o “yukarıdaki” kim diye.
Eğitimle ilgili son sözü o “yukarıdaki” söylüyorsa, Şûra toplayıp büyük masraflar yaparak insanların zamanını boşa harcamanın anlamı ne