Bir şarkı sözünü başlığa aldım ama.
Yıllar var ki karlı kış manzaralarına hasret kaldık.
Sanki gökyüzünü küstürmüştük.
Kar tanecikleri artık uğramaz olmuştu ülkemize.
Bu sebeple elektronik sayfalarımıza karlı dağlar yüklemeye başladık.
Özlemle eski fotoğraflardaki kar görüntülerini seçip izliyorduk.
Tıpkı yazın buğday başağının kokusunu özler gibi.
Ya da baharda açan zerdali dalının pembe çiçeklerini arar gibi.
Hazanda sararan yaprakların bengi görüntüsünü tarar gibi.
Karlı kış günlerinin iyice yoksulluğunu çekmeye başlamıştık ki.
Kar ülkemize giriş yapıyor.
Çocuklar, kuşlar, kediler büyük bir sevinçle karşılamaya koşuyor.
O gün iş yapmak istemiyorum.
Ne mutfağın bulaşığını gözüm görüyor.
Ne okuldan dönecek çocukların yemeğini.
Pencerenin ardından, yağan o efsunlu kar taneciklerini seyrediyorum.
Yaradan ın bu en anlamlı hediyesini; şaşarak, bir çocuk gibi sevinerek izliyorum.
Odaya dolan aydınlığını, etrafı temizleyen berraklığını, yeryüzünü baştanbaşa beyazlara bürüyüşünü hayranlıkla izliyorum.
Bahçedeki Manolya ağacı ile ne kadar iyi anlaşıyor kar tanecikleri.
Malta eriğinin iri yaprakları arasında açmış sarıçiçeklerine de iyi gidiyor.
Güllerin donmuş goncaları, mimozaların ince dalları, çam ağacının mavi dikenleri nasıl memnun oluyorlar.
Dostlarına kavuşmanın sevincini duyar gibi oluyorum.
Keşke okul tatil olsa diyorum.
Çocuklar doya doya karlı kış manzaralarını seyretseler.
Aileleri ile karlı tepelerde yürüseler.
Mahalleli ile kartopu oynasalar.
Bir tümsekte leğenle ya da tahta ile kaysalar.
Kahkahaları ile karlı kış gecelerini çınlatsalar.
Kardan kadınların ellerine süpürgelerini tutuşturup, pencereleri önüne yerleştirseler.
Nedense çocuklarıma hep "kardan kadın" yapıyorum.
Dünyanın daha çok şefkat ve merhamete ihtiyacı olduğundan mıdır, kadınların anaç damarlarının yeryüzüne iyilik damıtacağından mı, bilemiyorum.
Ama okullar mutlaka tatil olmalı diyorum.
Anneler sıcacık çayların yanına, fırınlarına kurabiye atmalı.
Kar manzaralı sofralar hazırlamalı.
Bu düşüncelerle evde daha fazla duramayacağımı anlayıp, mutlulukla dışarı çıkıyorum.
Hava ne kadar güzel.
Her yan pırıl pırıl.
Ormanı merak ediyorum.
Kimbilir meşe ağaçlarını, çam ve kestaneleri, çınar ağaçlarını ne muhteşem örtmüştür bu beyaz örtü diye sevinçle yolumu o tarafa düşürüyorum.
Her yan masal kadar güzel.
Ağaçlar, funda dalları, çalılar bembeyaz.
Ben etrafı seyrederken genç bir adamı fark ediyorum.
Acele ile ormandan odun topluyor.
Kucağına destelediği kuru ağaç parçalarına bir hazine gibi sımsıkı sarılarak evinin yolunu tutuyor.
Isıtacağı bebeğine, soğuktan koruyacağı çocuğuna babalık vazifesini yapmanın sevinci ile sırtındaki tiril tiril cekete, ayağındaki korunaksız pabuçlara aldırmadan koşarak, yuvasına yetişmeye çalışıyor.
Bir anda kar sevincim hüzne dönüşüyor.
Acaba o genç adamın bir işi var mıydı, cebinde parası bulunuyor muydu, belli ki kışlık yakacağını alamamıştı. Bir garip serçecik gibi yuvasına, çocuklarına odun taşıyan adamın babalık sorumluluğu ile nasıl acele ettiği gözlerimin önünden gitmemişti.
Kar, kadınlar gibi şefkatli erkeklerin de paylaştığı bir yeryüzünde kimilerine seyirlik anılar bırakırken.
Kimilerini de kimsesiz bir kedi yavrusu gibi ne kadar hırpalıyordu