Karlar, yağmurlar, sarnıçlar…

Abone Ol

Üstlerini başlarını giymişler el ele tutuşmuşlardı.

Ailenin annesi beyaz kürkler içinde çocuklarının elinden tutarken, baba da kalın palto ve kaşkoluna sarınmış, sallanarak fırtınaya direnmekte idi.

Bu manzara duvarımda asılı, geçen kış “karda bir ağaç ailesi” diyerek deklanşöre bastığım kare.

Bu yıl bir bahar havası her yana hâkim.

Nitekim ahali, “Yaz bitmeden, yaz gelmekte” demekte.

İnsanlarda tedirginlik, “hani ya benim beyaz kürklü kara kışım”, nakaratı bütün bakışlarda.

Anadolu’da gördüm, kimi göller, barajlar, dereler kurumuş.

Doğu’da kar yağmamakta, ürünlerin hali yaman, kuraklık konuşulmakta, kar duaları yapılmakta.

Zaten normaller giderek anormal hale gelmekte.

Hayvancılık bitme noktasında, çocukluğumuzda süt ve yoğurdunu normal hayatta bulduğumuz manda neredeyse mamut gibi nesli tükenmek üzere.

Hayvancılık zahmetli olduğundan kimse uğraşmak istememekte, içerde et çok pahalı, dışarıdan gelen ette de hastalıklar ziyadesi ile fazla.

İnşallah denize çalınan maya gibi olmaz üreticiye, “3 koyun ve maaş bağlanacağı” haberi.

Açgözlülükten deniz de kurudu.

Her yıl Eylül ayında balık mevsimi açılır, ne ki bu yıl balık yok, bir önceki sezonun deniz ürünleri halka yedirilmeyip buzhanelere tıkıldığından kokmuş ölü balıklar sürülür piyasaya, taze olanlar yeniden buzhanelere kapatılır, pahalanmasını beklemek için.

İnsanca olan her şey ortadan kaldırıldığından, balık soyu da hızla tükenmekte, konunun uzmanı olanlar artık envanterlere, ansiklopedilere bakıp anlatacaklar balık cinslerini.

Her geçen gün ekolojik çığlıklar artmakta.

Onlardan kimi haberleri siz de okumuşsunuzdur;

“Türkiye yağmur hasadına gitmeli”

İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’nin kuraklık ve su sıkıntısının her geçen gün arttığını vurgulayarak, “Yağışlarımız azalıyor, az yağan yağışı nasıl toplarız diye düşünmemiz lazım”.

Kadıoğlu, “Su yılının başı olan Ekim ayından itibaren mevsim normallerinde yağış alamadık. Bunun da yansıması olarak barajlarda su seviyesi düşük. Yani şu anda hem meteorolojik hem hidrolojik kuraklık var. Mart-Nisan aylarında arazilerde ekim dikim başladığında kuraklığın etkisini tarımda da görebiliriz. Ama Türkiye’nin bazı bölgelerinde tarımsal kuraklık da hissediliyor. Fakat bu önümüzdeki aylarda daha çok belli olacaktır.

Binalarımızı, şehirlerimizi doğru yere kurmalıyız. İleride öne çıkacak tarım alanlarını şimdiden başka amaçlarda kullanmamak gerekiyor”.

Bu değerli ilim adamı, kuraklık için çok yerinde çözüm önerileri sunmakta;

“Eskiden Anadolu’da yaygın olan sarnıçları geri getirmeliyiz. Yağışlarımız artık azalıyorsa, ‘az yağan yağışı nasıl toplarız’ diye düşünmeliyiz. Yağmur suyunu denize veya kanalizasyona göndermemeliyiz. Yağmur hasadı çok önemli. Şehirlerdeki havuzlu, göllü, dereli bütün projelere kuraklık zamanlarında kısıtlama getirilmedir. Ayrıca kişi başına düşen su miktarı var. Normal su miktarının üzerinde kullanılan suya da aşırı kullanımı engellemek için önemli bir miktarda zam yapılması lazım. Temel ihtiyaç olan su makul fiyatta satılabilir ama aşırı su kullanımları çok yüksek miktarda fiyatlandırılarak vazgeçirilmesi gerekiyor. Bunu Kaliforniya yapmış ve yüzde 25 su tasarrufu sağlamıştır.”