Biz bir mucizeyiz. Fark etmesek de bize verilen her şey
de bir mucize aslında. Bir damla suyken ilahi bir kudretin ruhumuza kendi
ruhundan üflemesiyle başlayan büyük mucizeliğimiz, yaşadığımız her an,
attığımız her adımda kendini göstermeye devam etmiştir. Bize hiçbir zarar
vermeden üzerimizde dolanıp duran gök cisimleri, sağanak sağanak bizi
rahmetiyle kuşatmak için yeryüzüne inen yağmur, evlerimiz, ailelerimiz, sahip
olduğumuz imkânlar, koskoca âlemde küçük bedenlerimizle bir zerre kadar bile yer
kaplayamazken o koskoca âleme üstün tutulmamız... Bunların hepsi biz hiç fark
etmediğimiz halde her an ve sürekli olarak tekrar edilip duran, bir nebze
düşünmeye kalksak içinden çıkamayacağımız kadar büyük mucizelerdir.
Fakat doğduğumuzdan bu yana öylesine büyük bir mucizeyi
aslında ellerimizde tutarız ki, belki de çoğumuzun kıymetini hiç bilmediği ya
da büyüklüğünü tam olarak idrak edemediği bir şeydir bu. Bu büyük mucize,
duadır. Yani her şeyin tek sahibi olan Allah ın, zihnimizden geçirdiğimiz,
dilimizle söylediğimiz tek bir istek üzerine, yeryüzü ve gökyüzünün bütün
hazinelerini, bütün nimetlerini bize sunmak için tüm kapılarını sonuna kadar
açmasıdır. Dara düştüğümüz zaman Medet ya Allah haykırışımızı işiten
Rahman ın, yardımımıza koşması, hatta meleklerini de bize seferber etmesidir.
Dua; hayattır, oksijendir, nefestir.
Dua; bizi yaratan, yöneten, hayat veren sahibimizle
kurduğumuz bağdır, irtibattır.
Dua; acizliğini kabullenen küçük bir insanın Yüce Kudret
karşısında boynunu bükmesinin resmidir.
Dua; bir damla su, biraz çamurdan meydana gelmiş değersiz
bir bedeni, En Değerli ye taşıyan en büyük araçtır. Dua; bize verilmiş en büyük
hediye, en büyük nimettir!
Ama bizler, avuçlarımızın içinde taşıdığımız, semaya
kaldırdığımızda gökleri sarsacak bu gücün farkına varamayacak ya da zamanla
unutacak kadar çok dalmışız dünyanın dertlerine. Bizim için dua; küçükken,
çocukça yaptığımız ve etrafımızdakileri güldürdüğümüz ama zamanla kaybolan,
büyüdükçe tamamen unuttuğumuz bir şey oldu artık. Dua için ekstra fırsat olarak
bize sunulan kandil geceleri, bayram günleri ve her hafta hediye edilen cuma
günleri gelip geçti ömrümüzden fakat değerlendir(e)medik. Zoraki açtıksa da
ellerimizi kalıplaşmış birkaç cümleden başka bir şey söyleyemedik. Can
burnumuza gelmeden, sıkıntılar üstü üstüne eklenmeden biz de acizliğimizi
bilemedik. Bildikse de kapısına gidip Ben geldim diyemedik. Her şeye rağmen
O nun veriyor oluşu, hayatımızı düzene koyuyor oluşu belki de bizi bu rahatlığa
itti. İşte bir mucize de buydu ki, biz istemeden bile bize sürekli veren bir
İlah a sahiptik. Fakat bunun kıymetini bilemedik, bilemiyoruz.
Oysa dua belki de en kolay ve en zevkli ibadettir. Yeri
yoktur, zamanı yoktur, sınırı yoktur. Ölçüsü ve adabı olsa da kati kuralları,
imkânsız şartları yoktur. Çok büyük ve her şeye sahip bir devlet yetkilisinin,
istediğimiz her şeyi vereceğini bile bile ve kendisinden istenmesinden de çok
hoşnut olduğunu bilerek keyifle kapısına gitmek ve ihtiyacımız olan her şeyi
ondan gönül rahatlığıyla istemektir gibidir dua. Gerçekten de böyle değil
midir
Dua eden kulunun elini, ümitlerini boşa çıkarmış bir
şekilde geri çevirmekten hayâ eden (Ebu Davud:1488, Tirmizi:3556) acizliğimizi
bilerek kapısına vardığımız zaman her şeyi önümüze seren ve bunlardan daha da
önemlisi bu hareketimizden hoşnut olan bir Rabbimiz yok mu bizim Kimin
huzurunda olduğumuzu bilerek, lakayt tavırlar ve ne istediğini bilmez bir eda
ile karşısında olmaktan kaçınarak ve duamızın kabul olacağına inanarak O na
elimizi uzattığımızda ne zaman boş çevirmiştir bizi Belki hemen belki bir
müddet sonra, belki de ahirete bırakarak ama mutlaka vermiştir istediğimizi.
Biz unutup gitmişizdir yıllar önce yaptığımız duamızı ama hiçbir şeyi unutmayan
Allah, bize o muradımızı vermiştir. Sizden birinize dua kapısı açılmışsa,
muhakkak ki ona rahmet kapısı açılmıştır (Tirmizi:3548) müjdesini işittiğimiz
zaman, açılması için bizim o kapıya gitmemiz gerektiğini bilmeyecek kadar mı
tanımıyoruz Rabbimizi Verse de vermese de her ihtiyacı için O na iltica etmiş
bir kalbin ancak huzurla dolacağını bilmiyor muyuz İsteyin, vereyim (Buhari,
Daavat:14) derken O bize, biz neyimize güvenerek koşmuyoruz rahmet kapılarına
İnsanların en acizi; dua etmekten aciz olandır
(Kenzu l-Ummal/Kitabu d-Daavat:3133) uyarısı da mı korkutmuyor kalbimizi
Evet, bizler insanız; aciziz, eksiğiz. Bu dünyada yaşamak
için her şeyde muhtacız. O Ol demezse biz olduramayız. O işaret etmezse bir
tek yağmur düşmez, bir tek yaprak kımıldamaz. Yemek için, yediğimizi sindirmek
için, uyumak için, temizlenmek için... Büyük-küçük, görünen hiçbir şeyi O nsuz
yapamayacak kadar O na ihtiyacımız var. Ama bizler buna rağmen, yine O istediği
için yine O öyle arzu ettiği için aslında çok güçlüyüz, çok umutluyuz. Çünkü
bizim duamız var. Bizi her ne durum ve şartta olursak olalım en güvenilir olana
yaslayacak ve O na yaslanmış bir insanın da asla heba olmayacağını bildiğimiz
âminlerimiz var. Biz istemeyi severiz, O vermeyi sever. Biz istemeyi biliriz, O
istetmeyi de muhtaç etmeyi de vermeyi de verdiğini almayı da bilir!
Belki de bütün ibadetlerden önce dua gelir. Çünkü diğer
ibadetlerimize de devam edebilmemiz, şeytandan korunabilmemiz için de sürekli
dua gerekir. Fakat hepimizin belki de en büyük ve ortak derdi budur, dua
edememek. Ellerimizi açtığımız zaman isteyecek çok şeyimiz olmasına rağmen,
kelimeleri toparlayıp, cümleleri dizememek. O halde bizi duadan alıkoyan, bizi
Rabbimizden uzak tutan sebepleri bulup bilelim. Ve dua edemediğimiz için yine
Rabbimize dua edelim. Öyle ya, biz O ndan istemek için bile yine O na muhtaç
değil miyiz Ben Seni istiyorum, Sana gelmek istiyorum. Ne olur Sen önümdeki
engelleri kaldır diyelim. Bana istemeyi öğret diyelim. Sonrasında hiçbir şey
söylemesek bile duruşumuzdan, ellerimizin karıncalanmasından, gözlerimizin
yaşarmasından bilir O bizim ne söylemek istediğimizi. Bilir ve verir. Verir ve
sever. Sever ve cennetine koyar! Biz yeter ki elimizin gücünü bilelim. Biz
yeter ki bu konudaki acizliğimizi yine O na havale edelim. Biz O na yürüdüğümüz
zaman O nun bize koşacağını, biz O na bir adım gitsek O nun bize on adım
geleceğini bilerek yürüyelim Rabbimize. Yürüyemiyorsak da emekleyelim,
sürünerek gidelim ama O görsün gayretimizi, görsün isteğimizi. Şeytan bile
cennetten kovulurken yine O na dua edip, her şeyin O nun elinde olduğunu bildiğinden
O ndan mühlet istemişken, dua edememek ya da etmemek aslında ne büyük bir
tehlike olduğunu idrak edelim!