Karikatürist Cem ve Ercan Akyol

Abone Ol

Peygamberimizi, o muazzez insanı

karalayan karikatürler Danimarka’da, Fransa’da yayınlanırken, “fikir ve sanat

özgürlüğü” diyorlardı.

Ama “çuvaldız kendilerine batınca”

hoplayıp, zıplıyorlar. İsrail’e siyasi eleştiri getiren karikatürü gören

Yahudiler, gazeteyi yerden yere vuruyorlar. “Sunday Times”in sahibi Yahudi asıllı Rupert Murdoch özür üstüne özür

diliyor.

“Dışarıda” bunlar olurken “içimizdeki

Danimarkalılar” da benzer karikatürlerle, insanları tahrik etmeye devam ediyor.

Milliyet gazetesinde çizen Ercan

Akyol’un başörtülüleri aşağılayan karikatürü yeni değil. Buna benzer o kadar çok

çizimleri var ki, gündeme oturan karikatürü görünce, hiç şaşırmadım.

Zira içindeki “nefreti” kalemiyle kusan

mebzul miktarda çizgileri mevcut.

Ercan Akyol’un karikatürlerine

baktığımda, Cumhuriyet dönemi rejim yalakalığı yapan çizerleri hatırlatıyor bana.

Cumhuriyet dönemi karikatüristleri

diyorum, çünkü o dönem yeni kurulan totaliter bir rejim var ve mizah

yasaklanmış. Ardından ülkeyi idare edenler asla kendilerini “çizdirmemiş” ama

iş milletin inancına, gelenek ve göreneklerine gelince, mürekkep dolusu çizim

yapmışlar. Malum, kırçıl sakal, çukur gözlü imamlar, kapkara çarşaflı kadınlar

o dönem bolca çiziliyordu. Ercan Akyol’un çizimlerine baktığınızda da şaşılacak

derecede bir benzerlik olduğunu göreceksiniz.

“Yalaka çizer” takımı, ne Mustafa

Kemal’i çizebilmiş, ne de İsmet İnönü’nün portresini çizmeye cesaret edebilmiş.

Çizebilen cesur karikatüristler de “fırçasını kırarak” ve bağrına taş basarak

çizgiyi bırakmış.

Cesur karikatürist deyince aklıma Cemil

Cem geliverdi. Cem, Cumhuriyet öncesi karikatüristlerinden, ünlü bir çizer...

31 Mart Hadisesi patlak vermiş, 2.

Abdülhamit tahttan indirilmiş ve padişahlar mizah dergisinde eleştiri konusu

olabiliyor. Cemil Cem Meşrutiyet döneminin parlattığı bir isim… Karikatür

denince ilk akla gelen isimlerden… Zira zengin bir Batı kültürüne sahip ve

Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştığı yıllarda edindiği bir birikim var.

Sultan Abdülhamit’i eleştiren

çizimlerini arşivlerde görebilirsiniz. Ancak “Ulu Hakan”ı eleştirirken

kendisine destek verenler, Cumhuriyet dönemi gelince kalemine set çektiler.

Baskılar sonucu karikatürist Cemil Cem,

1908’de çıkarmaya başladığı Kalem ve Cem-Diem adlı dergilerinin kapısına 10 yıl

sonra kilit vurmak zorunda kalacak… Ardından Cem için uzun bir suskunluk dönemi

başlar.

Cumhuriyet kurulur. Önce Güzel Sanatlar

Akademisi’nde müdürlük… Sonrasında tekrar mizah dergisini çıkarmaya başlar. Hâl

böyle olunca, Cumhuriyet dönemi hükümetlerini çizgisiyle ince ince eleştirmeye

başlar.

1927 Aralık’ına geldiğinde Cem’in

dergisi birden bire kapanır. Üstelik “süresiz”. Dergiyi kapatmakla kalmaz,

“çizme”yi dahi bırakır. Daha doğrusu, “bıraktırılır”.

Meğer karikatürist Cem, bir karikatürü

yüzünden bir yıl hapse mahkûm olmuştur. Sonunda mesleğini bırakmak zorunda

bırakılır. Bu bilgiyi, “Türkiye Karikatür Tarihi” adlı kitaptan, Orhan

Koloğlu’ndan öğreniyoruz.

Başka kaynaklar ise Yavuz zırhlısının

tamirinin uzaması sebebiyle çizdiği bir karikatürün Bayındırlık Bakanı Recep

Peker’i öfkelendirdiği ve baskılara dayanamayan Cem’in kalemini bıraktığı

yazılıdır. Ancak resmi belgelere yansımayan yüzü çok daha ilginçtir.

Bu gerçek karikatürist Semih

Balcıoğlu’nun Tarih ve Toplum’daki bir yazısında dile getirilir. Balcıoğlu’na

da Cem’in oğlu Mehmet Cem anlatmış. Aktaralım:

“Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa bir

süre sonra, Atatürk, babamı Ankara’ya çağırır. Padişahlık devrinde yaşamış

olduğu üstün karikatürlerinden dolayı kutlar ve ‘Her Türk gibi, benim de

karikatür deyince aklıma Cem gelir’ der ve her zamanki gibi nezaketiyle babama,

‘Artık karikatür çizmeyin, geçmiş dönemde çok başarılıydınız, bundan böyle

İstanbul’a hizmet ediniz, sizi Şehir Meclisi’ne üye atadık. Engin sanat

kültürünüzden İstanbul şehri yararlansın’ der. Bu konuşmadan sonra Çankaya

Köşkü’nden ayrılan Cem, ceketinin mendil cebindeki ‘tarama kalemini’ çıkarıp orada

kırar ve karikatür çizmeye o anda son verir.” (a.g.e.)

Cem, elbette kendisine bahşedilen “İl

Meclis Üyeliği”ni reddetmez. Ancak içindeki “çizim” aşkını bir türlü

gerçekleştiremez. Zira “karikatür” onun dünyasında artık yasak bir kelimedir.

Cem, son yıllarını Kadıköy’de eve

kapanarak, resim çizerek geçirir. Karikatüre yan gözle bakamayacak kadar

korkutulmuştur. 1950 yılında bir kalp sektesiyle sessiz sedasız sanat

dünyasından ayrılır. Aslında, tarihçi-yazar Mustafa Armağan’ın ifadesiyle,

“Cem, ölmeden ölmüştür nasıl olsa”.

***

Karikatürist Cemil Cem’in dışında

Cumhuriyet döneminde cesur karikatüristler çıkmaz. Padişaha sövmek serbest ama

Cumhuriyet dönemi idarecilerine yan gözle bakmak bile yasaktı. Bu yüzden

Cumhuriyet dönemi çizerleri, belli kesime hitap eden, zaman zaman belden aşağı

karikatürler çizen silik bir gruptu.

***

Ercan Akyol gibiler artık tarih oldu.

Dinozor gibi yapayalnız yaşıyorlar. Kalemiyle “rejim bekçiliği” yaparak,

vaziyeti idare etmeye çalışıyorlar.

Bari son demlerinde bu sanatın hakkını

verseler!