Kar sessiz yağıyor. Rahim isminin cilvesiyle Rabbimiz bize
rahmetini, lütfuyla keremini ihsan ediyor.
Cömertçe yağan billurdan damlalar, bize adeta başka bir
boyutu; cenneti hatırlatıyor.
Düşünceler kar tutar mı
Zihin kıvrımlarına abanan herc/ü merc, düşünce kirliliğine,
bulanıklığa yol açarken, üzerimize kelebekler gibi üşüşen kar taneleri
düşüncelerimizi berraklaştırıyor, dudaklarımızda tebessüme dönüşüyor.
Kar, ne kadar sade, temiz ve ufuk açıcı. Güne yeni bir sayfa
açıyorsunuz sanki.
Kar yağınca, kalem tutmayan ellerin bile yazası geliyor.
Fotoğraf makinası olanlar bu güzelliği karelere hapsetme derdine düşüyor.
Sosyal medyada bütün kareler “kar”la örülü. Düşünce devrimi
yaşanmış gibi adeta, herkes karın güzelliğini çekme telaşında.
Ressam iseniz, fırçanıza hakim olamazsınız, hele şair
iseniz… Hele şair yanınız var ise, Sezai Karakoç gibi, damarlarınız depreşmez
mi
“Allah kar gibi gökten yağınca” demez misiniz
Hele hele devamını getirelim şiirin:
Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın.
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın.
(…)
Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi
Öyle kar yağdı ki, elim üşüdü
Ruhum senin düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın.
(Mona Rosa’dan, 1953)
***
Kar deyince şiiri, şiir deyince, Yahya Kemal Beyatlı’yı
geçmek olmaz.
Usta şairin “Kar Musikileri”ni hatırlamamak hiç olmaz.
Varşova’da 1927’de özlemle kaleme aldığı şu satırları
birlikte okuyalım:
Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı.
Bir erganun ahengi yayılmakta derinden…
Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.
Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta,
Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta.
Birden bire mes’udum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık
Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!
***
Gördünüz mü, bu havalar bizi şair etti.
Aslında “kar” bizim kültür genlerimizde var, türkülerimize
ve ağıtlarımıza sinmiş.
Musa Eroğlu’nun yorumladığı, “Böyle miydi senin ile ahtımız/
Yollarına kar mı yağdı gelmedin/ Ömür bitti tükeniyor vaktimiz/ Yollarına kar
mı yağdı gelmedin ” diyor bir türküsünde.
Ya, Merzifon yöresinden ve Aşık Musa Aslan’ın türküsüne ne
demeli:
“Yüca dağ başında yağan kar olsun/ Yar bana darılmış ömrü
var olsun/ Bana yar olmayan kime yar olsun/ Sanki kunduramın bir mıhı düştü”
diyerek yârine olan düşkünlüğünü kaleme aldığı satırlar
Küçük Emrah’ın (İpek) yorumladığı ve sözleri Gamze Özer’e
ait olan, “Kınalı kar kınalı kar/ Sende büyük bir ahım var/ Gelinlerin
güveylerin/ Kavuşmaz mı yüce dağlar” türküsünü kim unutabilir
Kuşkusuz topladığım o kadar “kar” türküsü var ki, onları
yazmaya kalksam, maalesef bu sütun almaz.
***
Ama yazının hülasasını yine bir şiirle, yani kendine has
anlatımı, yalın sözcükleri ile tanınan, duygularını değişik bir güzellikle dile
getiren Ahmet Muhip Dıranas’ın satırlarıyla kapatalım:
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden.
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgar gibi ta eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı, kar içindesin!
(1974)