Modern çağ sadece maddi handikaplarla insanları örselememekte.
Manevi yoksulluk had safhada.
Dostluk, arkadaşlık, komşuluk, akrabalık, kardeşlik tedavülden kalkmak üzere.
Akrabalar iletişimi kesmiş durumda.
Birbirlerinin zaten düğünlerine katılmamakta idiler.
Cenazeler de artık seyrek karşılaşılan günlere dönüştü.
Eski dostluklar, öyle kaçakları, arananları evlerde saklayacak kadar fedakârlıklar bitti.
Kimse kendisini riske atmak istememekte.
Arkadaşlıklar öyle bir sekteye uğradı ki.
Bir türlü buluşmaya hatta açıp telefonda iki laf etmeye vakit bulunamamakta.
Geçmişin saatler süren mektuplaşmaları tarihe karıştı.
Kimi yerde tek tük yaşayan komşuluk da iyice tükendi.
Kardeşlerin birbirlerine öyle derin küsüp de, vefatlarında bile barışmadığı bir nefret iklimde.
Yine de merhametin bacası tütmekte.
Ağaçlar altındaki o küçük evden yayılan huzur.
İki yaşlı kadının komşulukları, arkadaşlıkları, dostlukları, akrabalıkları, kardeşlikleri, birbirlerine olan sevgi ve saygıları, şefkatleri dillere destandı.
Şimdi iyice taçlandırdılar.
Seksenli yaşlarını süren hanımefendiler gelin görümce olarak akrabalar.
İkisi de eşini kaybetti.
Görümce bir evladını yitirdi.
Eski devirlerin, ailedeki her çocuk evlenip yuva kurar tezi modern çağın sert dikenli tellerine çarpıp yaralandığından beri.
Artık çocuklar yuvadan bir kuş olup uçamamaktalar.
Evler bekâr evlat dolu.
İki arkadaşın da evde, altmışlı yaşlarında kızları bulunmakta.
Ne ki gelin maddi sıkıntı içerisinde, kirayı ödemekte zorluk çekmekte.
Görümcenin hiç olmazsa bir evi bulunmakta ve eşinden kalan emekli maaşı.
Hem arkadaşı, hastalıklar içerisindeki ağabeyinin doğru dürüst çalışamamasından hep yoksulluk görmüştür.
Bir kere de şikâyet etmemiştir bu sabırlı kadın.
Gelinin iki evladı yanına sığınıp oradan oraya elinde valiz dolaşmasına kalbi dayanmıyor görümcenin.
“Al kızını gel, benim kızımla beraber dördümüz, çorbaya iki tas daha su katar geçinir gideriz” diyor.
Artık insanların birbirine tahammül edemediği bu zor zamanda.
Evlatların yanına bile sığınılamadığı o kâbus surat asmalarında.
Belki işyerlerinde stresten, amirlerinin azarlamasından eve asabı bozuk gelen gelin ya da damatların öfkeli bakışlarında.
Üzerlerine alınıp da.
Yastıklarını gözyaşı ile ıslatan anne babaların haberlerini en çok duyduğumuz şu merhametsiz devirde.
Hele akrabaların özellikle de gelin görümcenin hiç anlaşamadığı taa antik devirlerden devredilmiş o hasmane meydan okumaları çiğneyip geçen iki müstesna insan.
Gençliklerinde önce birbirlerine yakın evleri ile komşu idiler.
Sonra çok iyi arkadaş oldular.
Her zaman birbirlerine saygılı ve sevgi dolu idiler, tüketmemeye çalıştılar değerleri.Şimdi onca akrabalık ilişkilerini aşan bir kardeşlikte yarışmaktalar o küçük evde.
Bereketin tılsımına vakıflar.
Eski elbiselerin ters çevrilip yeniden dikildiği bir zamandan gelmekteler.
Kazaklar eskidiğinde sökülüp yeni ip katılıp sağlamlaştırılarak yeniden örüldüğü bilgilere sahipler.
Tepelerden kuşburnu toplayıp kaynatıp masrafsız pekmez yapmanın tasarrufu ile donanmışlar.
Birbirlerini hiç incitmemişlerdi.
Şimdi de merhamet tuğlalarını daha fazla yükseltmekteler.