Kardeşlik, dostluk, iyilik kazansın

Abone Ol

Gün geçmesin ki moral bozucu bir olayla karşılaşmayalım ya da üzücü bir olayı yaşamayalım. Öylesine hasret kaldık ki pırıltılı, iyilik saçan, gönül açan haberlere. Hâlâ baskılara dair haberler yeterince canımızı sıkmakta;

“28 Şubat ruhu Kıbrıs’ta hortladı!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren Hala Sultan İlahiyat Koleji’nde, başörtülü fotoğrafı bulunan öğrencilerin diplomaları, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmadı.

İlahiyat mezunu tesettürlü öğrencilerin diplomaları gasp ediliyor… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, hükümetin Toplumcu Demokrasi Partisi kanadında bulunan Milli Eğitim Bakanlığı rezalet bir karara imza attı. Tüm izinleri bulunan ve 4 yıl boyunca başörtüsü ile okullarına giden kız öğrencilerin diplomaları bakanlık tarafından onaylanmadı. Diplomaların onaylanmamasına KKTC Milli Eğitim Bakanlığı Hala Sultan İlahiyat Koleji’nden mezun olan kız öğrencilerin “başörtülü fotoğrafları olması” gerekçe gösterildi.

Hâlâ zorbalığa devam, özgürce örtülerini kullanmak isteyenlere berbat baskıları duymak takat bırakmamakta.

Önceki gün öldürülüp kaldırıma atılmış kedi yavrusu bütün gün yüreğimi ağzıma getirdi. Ne kadar dikkatsiz araba kullanmaktalar, neredeyse haftada bir kez böylesine masum hayvanları katletmekteler. Kötücül insanların haberleri basında bir gün eksilmiyor, o masum ağızsız dilsiz hayvancıklara tecavüzler, katletmeler, işkenceler. Dahası ailelerinin göz bebeği minicik çocukları kaçırıp insanları can evinden vurmaktalar, bu kadar kötü insanla aynı dünyayı paylaşmak ne kadar ürkütücü.

Elbet, iç açan ferahlatan haberler de yaşama sevinci vermekte. Abdülmetin Hoca’nın ardından sel olup akan kalabalıklar.

Hiç tanımadığım, sohbetini dinlemediğim hocayı; hukuk fakültesine giden kızım anlatıyor: “Anne daha yeni, Ramazan’da fakültede tertiplediğimiz iftarımıza davet ettik, geldi, umreden yeni dönmüştü, iftarımıza beş kilo hurma getirdi, sohbeti de kendisi de cömert ve zarif idi.”

Almadan veren ulular, erenler, ebrarlar.

Elbet artlarında sevgi selleri, dostluk şelaleleri dalgalandırabilmekteler.

Bugün seçim.

Oylar, oy-un-lar, oy-a-lan-ma-lar.

Heyecanlar, coşkular, hüsranlar, direkten dönmeler, aday yapılmamalar, son birkaç oy ile kaybetmeler.

Evrilmeler.

Şöyle bir geçmişe bakıyorum da.

O delişmen gençlikte herkes kendi görüşünün müdafii idi.

Şimdi insanlar yarışmakta, ait oldukları görüşle addedilmemeye, yok ben de onlara karşıyım, projeksiyon sanatı yapmaya.

Ya da fikrini yeterince müdafaa etmeyenleri çarmıha germeler. Yeterince bağırıp küfretmeyenin kafasını koparma, parçalamaya varacak bir dışlama. Önce dostlara, kardeşlere çekilen kılıçlar, azıcık özeleştiri yapan kardeşleri kör testerelerle doğramalar. Eski arkadaşlıkların, dostlukların, kardeşliklerin hunharca yok edilişi.

Oysa bizi bekleyen akıbet belli.

Ya kötü anılmak.

Ya da sevgi selleri.

Seçmek de o kadar kendi elimizde ki.