Karantina günlerinden

Abone Ol

Acıdan kaçmak için bir bahane mutlaka buluruz. Acıya bulaşmak, acıda kalmak, acıyla muhatap olmak ve acıyla yüzleşmek en büyük korkumuzdur. O yüzden ölüm, ayrılık, yoksulluk, hastalık gibi acıya çıkan yollardan mümkün olduğunca kaçmaya çalışırız. Başkalarının ölümünü, başkalarının hastalığını, başkalarının çaresizliğini hikâye eder ve dillendiririz, acının kendimizle ilgili kısmını ise her zaman teğet geçeriz. Uzun süredir koronavirüsün vurduğu kişilerin hikâyelerine tanık oluyor ve onlar için dua ediyorduk. Endişelerimiz vardı ama acının kanımıza kadar sızıp bize zor günler yaşatacağını aklımızdan dahi geçirmemiştik. Fakat bir anda her şey değişti, koronavirüs bizim ailemize de uğradı ve bir süredir karantina altındayız.
Koronavirüs ete kemiğe bürünmüş bir düşman, sabrınızı, acıya dayanıklılığınızı, ruhsal gücünüzü ölçen bir tehlike. Eğer hanenize uğramışsa bir anda her şey yerle bir oluyor. Korku ve endişeleriniz tetikleniyor ve duaya tutunarak güç elde etmeye çalışıyorsunuz. Bu zor günlerde ailemi ve beni ayakta tutan tek şey de dua ve yüreklerimizde taşıdığımız umutlarımız oldu. Dua bizi ayakta tutuyor, dua bize umut veriyor ve dua yalnızlığımıza çare oluyor…
Yarınların nelere gebe olduğunu bilemiyorsunuz. Her şey yolunda gidiyor zannederken hayatınız birden değişiveriyor ve gördüğünüz, duyduğunuz her şey yaranızı yeniden kanatıyor… Karantina günlerimizde Sağlık Bakanlığı’nın ilgili elamanları nerdeyse her gün arıyor ve rutin soruları soruyor, tavsiyelerde bulunuyorlar. Bakanlığın bu konudaki hassasiyeti elbette takdire şayan bir durum. Ancak böyle durumlarda her şey acınızı biraz daha kanatıyor, tedirgin oluyorsunuz ve yalnızlaştıkça yalnızlaşıyorsunuz.
Bir süredir malum rahatsızlık nedeniyle karantinadayız. Böyle günlerde ruh haliniz, tutum ve davranışlarınız değişiyor… Öyle anlar oluyor ki, konuşmaktan dahi kaçınıyor, derin bir sessizliğe gömülüyorsunuz. Her şeyden, kendinizden dahi kaçıyor ve insanlarla aranıza uzun bir mesafe örüyorsunuz. Yakınlarınız, tanıdıklarınız ya da tanımadıklarınız sizden uzaklaşıyor ve tecrit oluyorsunuz. Apartmanınızın temizlik görevlisinden tutun da yıllardır selamlaştığınız komşularınız dahi sizinle karşılaşmamak için çaba gösteriyor. İnsanlar virüs bulaşır endişesiyle sizin sesinizden, bakışlarınızdan, bastığınız toprak parçasından, dokunduğunuz eşyalardan dahi korkuyor ve yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Sanki dramatik bir romanın kahramanı gibisiniz, evinizin penceresinden dışarı bakıp güneşle buluşmaya çalışıyorsunuz fakat gözünüz onlarca maskeli adama takılıyor. Başınızı avuçlarınızın arasına alıp avazınız çıktığı kadar, “Ben neredeyim” diye bağırmak istiyorsunuz… Düşünün… Birbirlerini tehlike olarak gören onlarca maskeli insan… Yaşlı, genç, çocuk herkesin yüzünde maskeler, ellerinde eldivenler var. Fakat ne son model maskeler ne istiflenen vitamin kapsülleri ne de koruyucu eldivenler bu insanların endişelerini giderebiliyor. İnsanlar birbirlerine potansiyel tehlike olarak bakıyor ve fersah fersah uzaklaşıyorlar. Anlaşılan artık yakınlaşmak, sarılmak, el sıkışmak geçmişte yaşanmış hikâyelerde yer alacak.
Korkuyoruz, korkuyorlar ve korkuyorum. Yakınlarıma zararın dokunmasından korkuyor ve karantina günlerinde onlara olan sevgimi yüksek sesle dillendirip, dua ediyorum.
On beş gündür ailemle birlikte karantinadayız. Bakanlıktan sürekli arıyor ve tavsiyelerde bulunuyorlar. Yakınlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız arıyor hâl hatır soruyorlar. Güneşe hasret katlığımız şu günlerde hayırlı dostlar edindiğimizi ve onların duaları ile güçlendiğimizi fark ediyorum. Allah hepsinden razı olsun.
Geçtiğimiz yıl bu günlerde evimin önündeki kar beyaz çiçekler için şiir yazmıştım. Baharın bütün ihtişamıyla açtığı şu günlerde o çiçeklerin dalına dokunamasam da enfes kokularını bütün benliğimle hissediyorum. Ve ilk defa baharın güzelliğini uzaktan evimin penceresinden seyrediyorum. Meğer gün içinde rutin olarak aşındırdığımız yollar, yorucu bulduğumuz iş ortamı, ruhumuzu okşayan güneş, akşamüzeri yüreğimizi serinleten rüzgâr, ağaçların dallarına tünemiş kuşlar ve o kuşların şen ötüşleri ne kadar zenginlik katıyormuş hayatlarımıza. Meğer günübirlik yaşadığımız kargaşa, yollarda rastladığımız insan seli, bir araya gelip yaptığımız sohbetler, selamlaştığımız, el sıkıştığımız günler, çocuklarımızla yaptığımız seyahatler, birlikte aldığımız kararlar ne büyük zenginlikmiş. Meğer ne kadar şükredecek şeyler varmış hayatta fakat bizler yaşadığımız kargaşanın içinde bu güzelliklerin farkına dahi varamamışız. Baharın yüreklerimize açtığı şu günlerde evimin penceresinden dışarı bakıyor ve Allah’ın bahşettiği bu nimetler için şükrediyorum… Allah bizleri nimet içinde nimete gark etmiş ama hayatın seline öyle bir kapılmışız ki, farkına varamıyoruz.
Karantina günlerinde içsel seyahate, tutum ve davranışlarımızın kritiğini yapmaya ve faydalı eserler okuyarak vakti değerlendirmeye çalışıyoruz. İnsan kaybetmediği şeyin kıymetini hakkıyla bilemiyor, kaybedilen vaktin telafisi ise mümkün olmuyor.
Gazetemizin kadim okuyucuları bilirler, köşemde müşterek sorunlarımıza değinmeye ve bu sorunlara değerlerimiz ekseninden bakmaya çalışan bir kardeşinizim. Fakat yarınlarımızın nelere gebe olacağını bilemiyoruz. Nitekim bütün dünyayı etki altına alan virüs ailemize de bulaştı ve şu an karantinada ve tedavi altındayız. Ailemiz için özellikle hastanede tedavi gören eşim için dualarınızı bekliyoruz. Allah bu musibeti üzerimizden kaldırsın ve istikamet üzere yaşamayı nasip etsin…
Selam ve dua ile.