Çözüm sürecinin başarıya ulaşarak terörün kesin olarak son bulmasını istemeyenlerin olduğunu yazmak ve söylemek için allame olmaya gerek yok. Artık bu derin güç ya da karanlık ellerin sahiplerini tespit hususunda da bir sıkıntının olduğunu düşünmüyorum. Terör örgütünün kurulup gelişmesi ve bugünlere kadar ayakta kalmasına kim ya da kimler katkı ve destek veriyorsa karanlık ellerin sahibi onlardır. Bunu ise tespit etmek görevi devleti yönetenlere düşer. Aksi halde her olayın ve işlenen cinayetlerin ardından yaşananları derin güçlerin ya da karanlık ellerin marifeti olarak izah etmek yeterli olmaz. Belli ki ülkemizde hatta bölgemizde birileri barış ve huzur istemiyor. Terör devam etsin, kendilerine hep muhtaç olunsun istiyorlar. Bir bakıma önce sıkıştırıp sonra celladından medet uman idam mahkumunun durumuna düşürüyorlar.
Önceki gün Cizre’de yaşanan çatışmada 3 kişinin ölümü üç kişinin de yaralanmasının ardından Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan derin güçlerin harekete geçtiğini, sağduyulu olmamız gerektiğini söyledi. Elbette sağduyulu olmalıyız ama bununla yetinmemek bu karanlık ellerin sahiplerinin de bulunup akan kanın hesabının sorulması gerekiyor. Çünkü, meydanlara sürülen gençlerin arkasındaki karanlık eller iş yapamaz hale getirilmediği sürece elimizde sadece kandırılmış gençler kalıyor. Onları bulup yargılamak, hapse atmak kesinlikle derin güçlere ve karanlık ellerin sahiplerine bir zarar vermediği için onları etkisiz hale getirmiyor.
Cizre’de yaşanan son olayın PKK’lıların, HÜDA PAR’lılara saldırması ile meydana geldiği haberlerden anlaşılıyor. Belli ki bölgede bu defa sivillerin birbirleri ile çatıştırılması ve kırdırılması planlanıyor. Olayın ardından Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Hatip Dicle ile HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yılmaz yaptıkları açıklamalarda olayların arkasında derin ellerin olduğu konusunda fikir birliği içinde olduklarını söylüyorlar. Yani çatışan tarafların temsilcileri ile Başbakan Yardımcısı olaylar konusunda aynı noktayı işaret ediyorlar. Ortak bir noktada buluşulması elbette iyi bir gelişme ama buluşulan bu ortak noktada kalındığı, ileri bir adım atılarak derin ellerin sahipleri ortaya çıkartılıp teşhir edilerek etkisiz hale getirilmedikleri sürece bu açıklamalardan istenen sonucu almak mümkün olmaz. Şimdiye kadar da bunun için olmadı.
Açıklamalarda sözü edilen karanlık ellerin sahiplerinin dış güçler olarak ifade edilen çevreler olduğu ortada. Bunların Irak ve Suriye’de ABD’nin başını çektiği koalisyon ortaklarının olduğunu söylemek zor değil. Suriye’de Esad’a karşı oluşmuş muhalefet cephesinin bugün Esad’la mücadeleyi bırakarak IŞİD’e yönelmesi, bu arada Esad’ın her gün bir şehri bombalayarak hiçbir karşılık görmeden onlarca sivili katletmeyi sürdürmesi ile ülkemize yönelik karanlık ellerin yürüttüğü faaliyetleri birbirinde ayrı düşünmek mümkün olabilir mi Bu gerçek ortada dururken ne yazık ki, bu karanlık ellerin sahipleri ile Suriye ve Irak’ta birlikte hareket ediliyor. Başka söze gerek var mı bilmiyorum.