Her şeyin bu denli ayan beyan olduğu bir zamanda her
şeyin bu kadar görünmezlikten, bilinmezlikten geldiği bir başka zaman olmasa
gerek. İnsanlığın gözlerinin karartıldığı, şaşırtıldığı, gerçeklerin bile
çarpıtılarak gerçek gibi sunulduğu böylesi bir zamandayız. Gerçekler gerçek
değilmiş gibi.
İnsanlık ölüyor. Ölen sadece Filistinli, Iraklı,
Suriyeli, Ukraynalı, Azerbaycanlı, Doğu Türkistanlı, Mynemarlı, Libyalı değil.
Ölen insanlık. Bu durumun en dramatik olanı Filistin de yaşanıyor. Bu denli bir
çaresizlik içinde olan insanları, bu denli savunmasız olan bu mazlumların nasıl
da zalim olarak sunulduğu gerçeği tarihin hiçbir zamanında rastlanabilir bir
durum değil. Her gün yüzlerce insan öldürülüyor ve her gün teknolojinin en son
ürettiği en acımasız silâhlar ile ölüm kusuluyor ve hemen her gün, en masum
olan çocuklar öldürülüyor dünyanın egemenleri ise öldürülenleri suçluyor. Yani
çocukları, kadınları ve yaşlıları suçluyor. Bu tarihin hiçbir zamanında
yaşanmadı. Ne yazık ki bugün yaşanıyor.
Bu batı düşüncesinin ruhunda var. Masum insanların, henüz
doğan çocukların günahkâr doğuyor kabul edilmesi suçu nasıl bir psikolojidir ki
benzeri durum kendi dışındakilere de uygulanıyor. Onlara göre doğan her çocuk
günahkârdır ve gelecekte birer tehlikedir. Onlar doğmadan ortadan
kaldırılmalıdır. Bu mazlumların dokunduğu cansız neşeler bire suçludur onlara
göre.
Bu savaşlar insanlığın geleceğine dönüktür. Bu savaşlar
kendileri dışındakileri imhadır, sınır tanımamadır, başkasına yaşama hakkı
vermemedir.
Müslümanlar insanlığın acısını bir bütün olarak
ruhlarında yaşamadıkça insanlığın kurtuluşu asla gerçekleşemez. Sadece
Müslümanları değil bütün mazlumları, yani bütün insanlığın acısını ruhlarında
yaşamalıdırlar.
İnsanların bu kadar bölümlendiği ve bir araya getirilemez
olduğu bir zamanda bütün bu çemberleri yıkma sorumluluğu Müslümanların
üzerindedir. Umutsuzluk gerektirecek hiçbir durum yok oysa. Bugün bu durumda
olan mazlum milletlerin, kavimlerin ve toplulukların sahibi ne yazık ki yoktur.
Hangi kavimden dinden, kültürden olursa olsun mazlum herkese sahip çıkmak
zorundayız. Mazlumlar kimsesiz kimselerdirler.
Bu vicdani sorumluluk hepimiz için geçerlidir.
Başkasına zulmediliyor ve biz susuyorsak o zaman kendi
vicdanımızı da sorgulamak durumundayız. Bugün Müslümanlara zulmediliyorsa
insanlığın susuyor olmasının altında birçok neden var. Bunlardan biri de bizim
insanlığa yapılanlara kayıtsız kalmamız. Benzer durum ülkemiz insanı için
geçerli. İnsanlar öylesine bölümlenmiş durumda ki, bir kesime zulmedildiği zaman
diğerleri sevinçten oh! çekebiliyor. Bir gün bu zalim çarkın kendisini
ezeceğini, öğüteceğini bile düşünmüyor, düşünemiyor.
Filistin de yaşanan büyük facia karşısında böylesine
sessiz ve duyarsız kalıyorsa büyük bir sorun var demektir. Bu, salt bizim değil
bütün insanlığın sorunudur. Etme bulma diye bir deyim var. Çünkü bu acımasız
çark zamanla en zalimleri de dişlileri arasına alır ve öğütür.
Adalet duygusunu sadece kendimizi için değil bütün
insanlık için düşünmedikçe asla bir sorunu çözemeyiz. Dünyayı sadece kendimiz
için düşünürsek, başkalarının dünyalarını göremiyorsak o zaman asla adil
olamayız.
Tarihin en karanlık dönemindeyiz. En aydınlık ve modern
gibi görünen dünyanın en karanlık dönemidir bu. İnsanlığın bu kadar kör olduğu,
sağır olduğu bir başka zamanı yoktur tarihin.
En karmaşık ve içinden çıkılamaz olduğu diye düşünülen
bir zamanda beklenmedik bir ışık doğar gün doğar insanlığın üzerine.
İnsanlığın kurtuluşu Müslümanların elinde. Başka bir
çözüm görünmüyor. Müslümanların ise en has ve en katışıksız olanıdır.