Karamsarlık

Abone Ol

Öyle bir portre çiziliyor ki, bilmeyen birisinin Türkiye’de ekonomik açıdan Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı süreçlerinden birinin yaşandığını anlaması imkansız neredeyse. Medyanın büyük bölümünü oluşturan iktidar medyasının gayet bilinçli şekilde ekonomiyi gündeme getirmemesi ve devamlı surette farklı meseleleri gündemde tutması, kendi meselesine yabancılaştırılan kitleleri bile “kötü ekonomi” vakıasından uzak tutuyor.

Öyle bir hal ki bu, her gün ekonomik zorluklar ve geçim sıkıntısıyla, hem de artan bir dozda hemhal olan insanlar dahi propaganda bombardımanı ve toplumun “anında unutabilme” hasleti nedeniyle bir noktadan sonra bu kötü koşullara bile alışabiliyor. Halbuki, yaşanan durum basit bir ekonomik kriz veya sıkıntıdan öte, toplumsal dengeleri ve gidişatı da değiştiren, nesilleri etkileyebilecek çapta bir ekonomik dönüşüm.. Bir servet transferi söz konusu ve gerçek manada bir “kaymak tabaka” üreten, toplumun geri kalanını ise daha da kötü şartlara doğru iten, “zengini çok daha zengin, orta halliyi ve yoksulu ise daha da yoksullaştıran” bir süreç.. Emeklilerin yaşadığı sıradışı zorluğun, gelecekte emekli olacaklar için bir fragman olduğu gibi bir durum da söz konusu..

2023 seçimlerinden sonra rotayı Heterodoks politikalardan Ortodoks ekonomi politikalarına doğru kıran ve “rasyonel zemine dönüş” türünden ifadelerle piyasalara ve “yatırımcılara” mesaj veren siyasi iktidar, o güne kadar uyguladığı ve arkasında durduğu ekonomi politikalarını bir anda elinin tersiyle itmişti. Israrla savunulan ve eleştiri kabul edilmeyen “Faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımı bir anda ters yüz edilirken, aslında 180 derece bir dönüş yapıldı.

Bu 180 derecelik dönüş neticesinde ise “adı konmamış bir IMF programı” yürürlüğe kondu. Küresel rantiyeyi enflasyonla mücadele programına ikna turlarına çıkıldı. Ancak aynı ikna çabası, programın yükünü çekecek olan vatandaş için gösterilmedi bile. Son yaşanan 19 Mart süreciyle birlikte rezervlerdeki 55 milyar dolarlık erimeyle birlikte başa dönüldüğü ve 2 senenin boşa geçtiği yorumları yapıldı.  

Böyle olması, bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerinin yeniden olumsuz yönde ilerlemesine neden oluyor. Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre, enflasyonda yıl sonu artış beklentisi yüzde 29,98'den 30,35'e, yıl sonu dolar/TL beklentisi de 43,6025'den 43,6984'e yükseldi. “Enflasyonun belini kırdık” propagandası yapıladursun, enflasyonun Mayıs 2025’te ancak Haziran 2023 seviyesine gelebildiği ve 2 senelik süreçte halkın daha da fakirleştiği görülüyor. Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı yeniden değişmez gündem maddeleri olurken, bunların yanına asgari ücretin bile altına inen emekli aylıkları, maaşların yüzde 40-50’sine yaklaşan kiralar, bankalara muhtaç milyonlar da ekleniyor. Bu koşullarda hangi beklenti iyileşebilir?

İstanbul Planlama Ajansı’na göre Nisan’da İstanbul’da 4 kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 90 bin 32 TL olarak hesapladı. Yaşam maliyetinde en büyük yıllık artış yüzde 125 ile eğitimde görülürken, konut harcamalarındaki artış yüzde 81,3 olmuş. Türk-İş’in rakamlarına göre de Ankara’da yaşayan dört kişilik bir aile için açlık sınırı 24 bin 35 liraya, yoksulluk sınırı 78 bin 291 liraya çıkmış. İki şehrin ortalaması alındığında 85 bin lira gibi bir yoksulluk sınırı rakamı ortaya çıkıyor, ki ortalama maaş seviyeleri düşünüldüğünde halkın büyük bölümünün yoksul olarak nitelenebileceği ortaya çıkıyor.

TÜİK verilerine göre 2024 yılı sonu itibarıyla 12 milyon 763 bin 159 genç bulunurken, nüfusun yüzde 14,9'unu gençler oluşturuyor. Nüfus projeksiyonlarında, genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2030'da yüzde 14,8'e, 2040'ta yüzde 12,2'ye, 2060'ta yüzde 10,3'e ve 2080'de yüzde 8,8'e gerileyeceği öngörülüyor. Gençlerde işsizlik oranı 2024'te yüzde 16,3 olurken, “ne eğitimde ne istihdamda” olan gençlerin oranı da geçen yıl yüzde 22,9 olmuş.

2001 yılında 2,38 çocuk olan doğurganlık hızının 2014’ten itibaren aralıksız düşerek 2024’te 1,48 çocuk olması ve toplam doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10'un çok çok altında kalması geleceğe dair bakışa daha karamsar bir ton katıyor.

Buna rağmen, giderek ekonomik bağımsızlığını kaybeden vatandaşın durumuna hakim medyada yer bile verilmemesi de karamsarlığı gizlemekten başka bir şeye yaramıyor.