Karakoçan'da Bir Çanakkale gazisi yaşıyor:

Abone Ol

Hacı Süleyman Bol

Bu yakın zamanda medyaya yansıyan habere göre son Çanakkale gazisi Balıkesir de vefat etti. Konuyla ilgili bir hayli de haber yapıldı, yorumlar yazıldı.

II. Bingöl sempozyumuna, dedem Müderris İsmail Hakkı Efendi nin gazel, na t, rubai ve kasidelerinden birer örnekle tebliğimi sunmak üzere gittim. Biraz da şahsi üzüntülerimle yolculuk yaptım. Tebliğimi sunduktan sonra köyüme, anneme gittim, iki gün kaldım. Bu beş günlük gerilimli günümün heyecanlı bir sürprizle sonuçlanacağını bilemezdim. Sürprizin iki önemli sonucu vardı benim için. Epey bir zamandır Hüzün adlı otobiyografik bir roman yazıyorum. Dedemi, dedemin çevresinde yaşananları, dönemi ayrıntılarıyla ele alıyorum. Dedeme ilişkin en küçük ayrıntının peşindeyim. Her geçen gün yeni bir şey çıkıyor karşıma. Çalışmam bir hayli zamanımı aldı, almaya da devam ediyor. Annemle vedalaşıp Karakoçan a geldim, akrabamdan Nurettin Kaya ağabeyim beni karşıladı. Oradaki akrabaları tek tek ziyaret ediyor, bir yandan da annemin ihtiyaçlarını alıyordum. Bir ara Nurettin Ağabeyim: "Burada Hacı Süleyman diye biri var. Size sitem ediyor. İsmail Hakkı Efendi yi Karakoçan dan Hasköy e, karların beli aştığı şubat ayında, atların gidemediği bir zamanda sırtında on günde taşıyarak götürmüş" deyince hem heyecanlandım, hem de şaşırdım. Karakoçan Hasköy arası şu an kestirmeden 60 kilometre. O zamanın koşullarında en az 80 kilometrelik bir yol olmalı. Nurettin Ağabeyim: "Bir araba gönderelim, aldırtalım" deyince: "Hayır Ağabey işlerimizi toparlayıp hemen evine gidelim." dedim. Biz aramızda böyle konuşurken, çarşıda yürüyoruz, karşımıza sakallı seksen yaşlarında biri çıktı. Nurettin ağabeyim onunla selâmlaştı, Hacı Süleyman ı sordu. Elindekileri gösterdi: "Ona kahvaltılık aldım, taksi durağının oradaki çay ocağında kahvaltı yaptıracağım" deyince daha çok heyecanlandım. Onu gönderdik: "Birazdan geleceğimizi söyledik." Heyecanlıydım, içim içime sığmıyordu.

Çay ocağına gittiğimize görünümüyle 80-90 yaşlarında gösteren birini bana işaretti Nurettin Ağabeyim. Gittim elini öptüm.

"Kimsin " diye sordu.

"İsmail Efendi nin torunu, Ali Haydar."

Birden elime yapıştı beni kendine çekti, kokladı, öptü, sarıldı. Bırakmak istemedi. Elleri titredi, sarsıldı, gözleri doldu. "Gel sizler benim de torunumsunuz. Ben size o kadar haber gönderdim. Niçin bana gelmediniz, niçin "

"Haberim yoktu, siz söylüyorsunuz, ben de şimdi duyuyorum."

Yanına oturdum, elimi bırakmadı. Durdu, daldı Kahvaltıyı yapmayı bıraktı. Kahvaltısını yapmasını söylediler: "Hayır, ben Efendi nin kokusunu aldım, doydum. Ali Haydar yanımda, bir şey istemiyorum" dedi. Epey duraksadı, konuşamadı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra başladı anlatmaya. Kimi zaman sesindeki heyecandan olsa gerek bir titreme, bir sevgi, bir saygı tınısıyla yükselip alçalıyor. Vurgularda bulunuyor. Bazı sözcüklerinde ses tonu yükseliyor vurgular yapıyor. Bazen kesik kesik konuşuyor, olayları ayrıntılarıyla anlatıyor.

"Şu an 130 yaşındayım. Ben âlimlerin merkebiyim, kölesiyim. İsmail Hakkı Efendi yi buradan Hasköy e sırtımda taşıdım götürdüm. Şubat ayı idi. Kar belimizi aşıyordu. Necip Ağa vefat etmişti. Necip Ağa İsmail Efendi nin çok iyi bir dostuydu. Bundan tam 82 yılı önce idi. Çocuklarına, sevdiklerine taziyeye gelmiş, burada kalakalmıştı. At gibi hayvanlar çalışmıyordu. "ben buradan Hasköy e nasıl gideceğim" diye düşünüyordu. "Efendi beni seni götürürüm" dedim. Sevindi. Onu sırtıma aldım. Bir günde Karapar a gittik, orada konakladık. Oradan Cobır a,oradan  Dilan a, oradan da Okçiyan a vardık. Konak konak gidiyoruz, gittiğimiz köyde bir gece kalıyoruz. Okçiyanlı Hüseyin Efendi, Süleyman, Efendi yi ben buradan gönderebilirim. Süleyman Beni dinliyorsan madem sen bu hayrı işledin, bir âlimi oradan buraya sırtında taşıdın getirdin. Bu hayrını kimseye kaptırma, emanetini sen yerine kadar götür. Öyle yaptım. Ali Haydar: Ben İsmail Efendi nin merkebiydim. Ben ilmin merkebiydim. Sadece onu değil, Efendi Hazretlerini de [Kavumanlı Şeyh Hadi Efendiden söz ediyor. Nakşibendi. Çevrede çok sevilen, sayılan manevi bir büyük. İsmail Hakkı Efendi nin de çok iyi bir dostu.] sırtımda Karakoçan dan Kavuman köyüne götürdüm. Emanetimi kimseye kaptırmadım. Konak konak taşıdım. [Vurgu olsun diye bazı cümlelerini yineliyor] Okçiyan dan Berroj a, oradan Mızıkan köyüne Mehmed Efendiye götürdüm. Bir gece orada kaldık. Ertesi gün sırtıma aldım Peri suyuna indim. Şubat ayı idi, gece ayaz yapmış nehir donmuştu. Buzlu nehrin üzerinde dikkatle yürüyorum. Nehrin ortasına vardım. "Efendi şu an nehrin ortasındayım. Seni sırtımdan indireceğim, suya bırakacağım.

"Süleyman, niçin böyle yapıyorsun" dedi. "Bir şartım var, eğer kabul edersen nehirden seni geçireceğim" dedim.

"Süleyman, ne istersin söyle."

"Ahirette beni kardeşin bileceksin. Ben senin dünya ahret kardeşin olmak istiyorum." Sırtımdaydı, saçlarımı ve yüzümü okşadı. "Söz Süleyman sen benim dünya ahret kardeşimsin." Onu Anzevik köyüne geçirdim. Mehmed Ağa da konakladık. Hasköy e haber salındı, Amcan Abdülhamit komşularla geldiler, kızakla Hasköy e götürdük Efendi yi. İki gün evinizde kaldım. Bana: "Ruhum Süleyman ım" diyordu. Sandıktan elma çıkardı her birimize birer elma verdi. Takıldım: "Efendi benim elmam kurtlu, bunu bilerek mi verdin. Güldü, sandıktan bir tane daha çıkardı verdi." Söz uzadı. Etrafımızı kalabalıklaştı.

*

Çanakkale de posta başıydım. Güçlüydüm. Ateş altındaydık. [-Arada bir kelime-i tevhid getiriyor Hacı Süleyman. "Lâilaheillallah". Bir zikir haliyle, kendinden geçiyor. Çantamdan cönkü çıkardım gösterdim. Elimden aldı, üç kere öptü başına koydu. Sonra vücuduna sürdü.] Çürümüş cesetlere, kemiklere basarak oradan oraya gidiyoruz. Komutanlarımı dinlemiyordum. Denizin her iki tarafında da siperler kazdım. Mehmet Çavuş o topu attığı zaman, İngiliz gemisinin batışını gözlerimle gördüm. Yeni Dünya yı batırdı. Tam bir buçuk sene cephede kaldım." Benzetmeleri ilginçti. Yeni Dünya deyişi

Bilmediğim, duymadığım bir şiiri baştan sona okudu. Bu yolculuğumda bir aksilik oldu. Yolculuğumun kısa süreceğini düşünerek yanıma ne fotoğraf makinemi, ne de ses alma âletini almıştım. Kimi ayrıntıları not etmekle birlikte onun hızlı akışına ayak uyduramıyordum.

Babamın amcası Molla Ahmed Efendi yi sordum. O da Çanakkale de şehit olmuştu. Onu bilmiyordu. Bir ara Antep müdafaasından da söz etti. Bilinci yerinde. Künyesini yüksek sesle söylüyor. Yanında uzun zaman kalınırsa epey bir ayrıntı vereceği muhakkak.

Bir Çanakkale gazisi hayatta ve Karakoçan da yaşıyor. Orada kime sorulsa biliniyor ve tanınıyor.

Kim bilir daha kaç gazi yaşıyor bu topraklarda