Tunus’ta başlayıp değişik Müslüman ülkelerde yaygınlaşan gelişmeler dünyaya ´Arap Baharı’ olarak sunuldu. İşin üzüntü verici yanı ise bu sunum başta Türkiye’deki okur yazarlar olmak üzere İslam dünyasında kabul gördü, hemen benimsendi. Gelişmelerin sonunun nasıl gelebileceği üzerine hiç kafa yorulmadı. Geçmişte yaşanan bu tür olaylar Batılılar tarafından nasıl sunulursa sunulsun sonunda kaybedenlerin hep Müslümanlar olduğu dikkate alınmadı. Aylarca “Arap baharı” ile yatıp kalktık. Hareketlenmenin ilk başladığı Tunus’ta değişimin sessizce olması sanıyorum İslam dünyasını kandırmada etkili oldu. Değişim oldu ama halkın oyları ile işbaşına gelen yeni ekip sıkıştırılmaya, boğazı sıkılmaya başlandı. Bunun üzerine Tunus’un Libya’ya dönmesini istemeyen Gannuşi ve ekibi istifa ederek ülkeyi erken seçime götürdü ve laiklerin iş başına gelmesinin önü açılmış oldu. Yani değişimin fitilini ateşleyenler Tunus’ta istemedikleri yönetime izin vermediler.
Bu arada Tunus’un hemen yanı başındaki Libya’da yaşanan katliam bir türlü görülmek istenmedi, nereye varacağının hesaplanmasına gerek duyulmadı. Estirilen havaya Türkiye’yi yönetenler de katıldı. Libya’daki işçilerimizi herhangi bir saldırıdan kurtarmak için gemiler gönderildi. Libya’ya NATO’nun müdahalesi bile Arap Baharı’nın bir devamı gibi takdim edildi ve algılandı. Hâlbuki Libya’da yaşananlar Libyalıların bir iktidar değişikliği mücadelesi değildi. Bir iç savaş başlatılmıştı. Daha ilk günden başlayan iç savaşın kısa zamanda son bulmayacağı, gelişmelerin bir kan davasına dönüşeceği görülüyordu. Kısacası, Kaddafi’nin katledilmesinin ardından Libya’da bir iktidar değişikliği oldu ama sömürgeci güçlerin adayı başka bir isimdi. Yıllarca ABD’de yaşamış ABD vatandaşı Hafter isimli bir kişiydi. Bu bakımdan Kaddafi’nin ardından oluşan yönetimin bu kişi tarafından değiştirilmesi için düğmeye basıldı. Gelinen noktada Libya’da iki başlı bir yönetim var ve çatışmalar devam ediyor. Görünen o ki ABD ve yandaşlarının isteği gerçekleşene kadar Libya’da kan akmaya devam edecek.
Mısır’da yaşananları sanıyorum anlatmaya bile gerek yok. Değişimin ardından halkın Mursi’yi Cumhurbaşkanı seçmesi sömürgecileri rahatsız etti ve bir darbe gerçekleştirilerek halkın seçtikleri zindana atıldı, darbeciler iş başına getirildi.
Irak ve Suriye’de yaşananlar ise ortada. Belli ki dünyaya Arap Baharı olarak sunulan gelişmelerin ana hedefi İslam ülkelerinin sınırlarını yeniden çizmekmiş. Daha doğrusu yıllar önceden Büyük Ortadoğu Projesi adı altında takdim edilen planın uyulamaya konulmasıymış. Ne var ki, göstere göstere uygulamaya konulan bu plana Müslümanların büyük bir bölümü destek verdi. İslam dünyasının bir karakışa sürüklendiği görülemedi/görülmedi. Daha doğrusu gerçek gizlendi, İslam dünyası da gerçeği görmek gibi bir gayet göstermedi. Bu gidişle de İslam dünyasının geleceğine sömürgeci güçler karar vermeyi sürdürecek görünüyor. Allah cümlemizi bu gaflet uykusundan uyandırsın, tek çıkar yolun İslam Birliği’nden geçtiğinin şuuruna erdirsin. Âmin.