Karadeniz’in mert kızı; Nuray Mert…

Abone Ol

Trabzon denince aklıma cevval kızları gelir.

Sanat tarihinde Candan Nemlioğlu, edebiyatta Nazan Bekiroğlu, siyaset biliminde Nuray Mert.

Hepsi akademisyen ve aynı zamanda sahalarında çok iyi bir kalem üstadıdırlar.

Nuray Mert’i tanıdığımda 90’lı yıllardı.

İslamcılar yeni yeni siyasi arenada palazlanmaktaydı.

Lakin başlarında irtica kılıcı sallanmakta, kimi kesip doğrayacağı meçhuldü.

Medya, siyaset ve yargı mensuplarının irtica kılıflı pusularını, allayıp pullamaktaydı.

Zaten ülkenin makûs talihi idi, son yüzyılın seküler kesimi, halkı öcü olarak gösterip elinden ekmeğini almış fazlasıyla semirmişti.

28 Şubat 1997 post modern darbe ile muratlarına ermişler, Refah-Yol Hükümeti’ni düşürüp partiyi kapatacak kadar zafer kazanmışlardı.

Siyasilerden hınçlarını çıkarmışlardı lakin en fazla rahatsız oldukları kesim sivil halktı; üniversiteye giden örtülü kızlar, şalelerine saldıran düşmanlardı.

Onlara da yasak getirip okullarından, işlerinden atmışlar, temizliği tamamlamışlardı.

Nuray Mert’i Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken tanımıştım. Tıpkı soyadı gibi mert bir insandı. Öğrencilerine birikimi ile çok fazla değer katan bir hoca idi. Benden önce eşim Fahrettin Gün, onun öğrencisi olmuştu. Ertesi yıl yeni doğmuş bebeğimi eşime bırakarak yüksek lisansa başladığımda Nuray hocanın bilgi ve birikimlerini yakinen müşahede ettim. Yüksek lisans tezimi okumuş ve bazı hüküm cümlelerini çıkarmamı istemişti.

O yıllarda kamplaşma had safhada, irtica yaygaraları ayyuka çıkmıştı. Yüksek lisans tezimi savunmam bile olay olmuştu. O gün okul görevlisi, bahçedeki askerleri çağırmış, bir müfreze silahlı askerle gelen komutan, olay nedir dediğinde o zamanki müdire hanım beni göstermişti. Olay bendim. Daha doğrusu başımdaki örtüydü. Ağır cezada, yazdığım yazılardan kaç tane dava açılmıştı o yıllarda. Böyle aptalca müsamereler yaşamış bir nesiliz.

Nuray Mert, kendi doğruları konusunda tavizsiz. Herkesin sustuğu, korktuğu “Başörtüsü Travması”nda olduğu gibi pek çok konuda kalemini keskinleştirerek gerçekleri haykıran biri olduğundan seküler kesimin hiç haz etmediği bir insan.
Yapısal olarak asla insanları yargılamamakta. Tahammüllü. Bu ülkenin yetiştirdiği büyük değerlerden biri. Yazmama kararı hepimiz için büyük kayıp.

Nuray Mert, duruşu olan gerçek bir entelektüeldir. Konumlanmasına itiraz eder, görüşlerine de katılmayabilirsiniz. Ne var ki en son hakkında açılan terör davasından sonra yazılarına son verme kararı alması gerçekten elim bir hadise.

“…Hakkımda 2014 yılında, bir kadın gazeteciler ziyareti çerçevesinde, Suriye’nin Kürt bölgesinde çekilmiş bir fotoğrafa dayanarak “silahlı örgüt üyeliği” ithamı ile ağır ceza davası açıldığı tebliğini aldım. Nasıl bir iştir, anlamak zor. Kim benim değil silahlı, herhangi bir örgüt üyesi olabileceğime ciddi ciddi inanır akıl yürütmek mümkün değil.”

2014’teki “Çözüm Süreci”nde ortalığın tozpembeliğinden herkesin umuda kapıldığını, bugünden bakanlar unutmuşlar muhtemelen.

Aradan geçen 11 yıldan sonra tekrar aynı umudu taşımakta ve kardeş kavgasının biteceğine inanmak istemekteyiz.

Bu bağlamda muhafazakârlara bir şey demeyeceğim.

Onlar vefa yokuşunun sivri taşlarını söküp, dümdüz edeli yıllar oldu.

Kayıp amforaları bulsalar da, tekrar denize attılar.

Nuray Mert’in evinde halasının yaptığı kurabiyeleri yiyen, Nuray hocanın bir fikir sakası gibi eğittiği o zamanki İslamcıların pek çoğu şu anda kadın ya da erkek milletvekili yahut siyasi arenada etkin bir aktör.Ya da önemli köşelerde yazı yazmakta,

Hatta büyük gazete ve televizyonların tepelerinde bulunmaktalar.

Fakat şu anda onun, “korkuyorum” ifadeleriyle yazılarına veda etmesine sessiz kalmaları, vefanın insanlar için nasıl kıymetsiz olduğunu göstermekte.

Oportünistlerin sessizliği; bir kırbaçtan daha fazla yaralayıcı, yıkıcı, kıyıcı oysa.

Onun kendine konum belirleyişine, fikirlerine; katılır ya da katılmazsınız. Lakin onu anlamak yerine yargılamaya çalışmak gerçekten bühtan...

Nuray hocam, uzun süre sağlık sorunları konusunda büyük bir sınav verdi. Bizim ise ailecek payımıza ona dua etmek ve Rabbimizden şifa dilemek düştü.

Nuray Mert, “Laiklik Tartışmasına Kavramsal Bir Bakış”, “Batı İslam'ı Çok Sevmişti”, “Yeni Karanlık Yüzyıl”, “Cumhuriyet Tarihini Yeniden

Okumak”, “İslam ve Demokrasi”, “Merkez Sağın Kısa Tarihi”, “Hep Muhalif Olmak” gibi eserlerle düşünce dünyamıza çok büyük katkıda bulundu. Umarım bu katkıları devam eder.

Bu vesileyle saygıdeğer hocama Rabbimden sağlık ve afiyetler diliyor, yazmama konusundaki düşüncesinin uzun soluklu olmamasını temenni ediyorum...