Kara küllerin fotoğrafları

Abone Ol

Kara küllerin fotoğrafları

O fotoğraflar gerçek olmasın diye bekledik.

Hani belki bilgisayar üzerinde oynanmış mıdır gibi bir

umut bile taşıdık.

Ne ki kaç gün geçti.

Demek ki gerçekmiş.

Hakiki oluşu da pek dünyanın kılını kıpırdatamadı, gerçi.

İçte, politik maçlardan başlarını kaldıramayanlarca, öbür

haftanın kapanan gündemine itelenip eller silkelendi.

Fotoğraflar pis bir savaşın, savaştan öte berbat bir katliamın

kanıtı idi.

Ölümün yanında hafif kaldığı korkunç işkencelerin ve

acıların belgesi idi.

Yanmış vücutlar, doğranmış uzuvlar, canlı canlı

çıkarılmış organlar.

Hele bir deri bir kemik kalmış bedenler, o çıldırtıcı

işkencelere açlığın da eklendiğini anlatıyordu.

Aç koydukları, yemek vermedikleri, günlerce ağızlarına

bir lokma almamış insanları parçalayıp doğramışlardı.

Yüzleri çoğunun bandajlanmıştı.

Çünkü vücuttan daha korkunç işkence izleri taşımakta idi

ölü yüzler.

Çeneleri bağlanmadığından korku dozajı yüksekti.

Suratındaki azaları canlı canlı kesilmiş, gözleri

oyulmuş, beyinleri patlatılmış, başının yarısı koparılmış ölülere bakmaya,

herkesin ruhi durumu tahammül edemeyeceği için kamuflajlanmıştı.

Gerçi insanlık daha ne işkence kayıtları, toplu katliamlar,

acımasız soykırımlar gördü.

Hepsini de unuttu.

Bunu da unutacak.

Acılara bir nimet unutmak, sabretmek belki.

Ama unutmama, unutturmama , Müslüman dünyasının lüks

gördüğü bir detay.

Yahudilerin tüm belgeleri itina ile çoğaltıp sergileyip

soykırım müzelerinde sonsuza dek saklamaları gibi bir gelenek yok İslam

dünyasında.

İşin acısı o fotoğraflar ne ilk ne de sondur.

Muhtemelen ele geçmemiş başka işkence haneler ve cesetler

ustalıkla beşerin gözünden saklanmaktadır.

Yine muhtemeldir ki, işkenceyi işkence ile yıkayacaklar,

fotoğraflarla yakalanmanın öfkesini yeni esirlerden çıkaracaklar.

Daha şiddetli faturalar kesecekler.

Dünya hâlâ sağır, kör ve lal kalacak.

Cenevre oyalanmaları sürecek.

Yoksul halkların tepki baloncuklarını almak için bir iki

kınama ile geçiştirilip başlardan savılacak.

Zira dünya ağaları için ne kimyasal silah kullanımının

önemi oldu, ne sivil katliamların.

Otuz yıl önce de Hama da gençler, kadınlar, çocuklar;

canlarını, kollarını, bacaklarını kaybettiler.

Yapanın iktidarı milim sarsılmadı.

Şimdi yine geçmişten hiç ders almamışız gibi Batı nın

suratına çarptığımız fotoğraflara dönüp bakmalarını beklemekteyiz.

İçerisi de dışarıdan fazla farklı değil.

Azılı hırsların seçim arenasında gladyatörler gibi

birbirini boğazladığı günlerde, halk kafasını hangi yana çevireceğini şaşırmış.

Öyle ki seçim meydanlarında ülkeye tek bir Suriyeli dahi

sokmayacaklarına dair vaatler savuranlar bile çıkmakta.

Hani bu tip düşüncede olanlar var da, biraz ar edip bunu

etik olarak dillendirememeleri söz konusu idi.

Oy getirisi olur belki deyip meydanlara kara küller gibi

savurdular.

Yardım tırlarında silah var diye kendilerini paralayanlar

ayrı bir utanç külü yanardağı.

İnsanlık zaten o kara küllerden yeterince kirlenmiş,

islenmiş, paslanmış.

O küller ne Uygur gençleri bırakıyor matem tülleri gibi

örtmedik, ne Arakanlı çocukları.

Bir çöp gibi, tarlanın anızı gibi, canlı insanlar

yakılıyor şu modern çağda.

Lağım kokulu Mısır hapishaneleri, kameraların önünde

mazlumlarla dolduruluyor.

Belgeler, kayıtlar, fotoğraflar çığ gibi de.

Sanki az bulunup daha fazla insan kaybı için bekleniyor.