Karlı İstanbul günlerinde, uyarıları dikkate aldım ve bireysel olarak üzerime düşen görevleri yapmaya çalıştım. İşime gitmezlik etmedim. Yapmam gerekenlerde önceliği, toplu taşıma araçlarını kullanmaya ayırdım.
Karlı günlerde soğuğu iliklerimde hissettim. Kapatamadığın elim ve yüzüm, soğukla yüz yüze geldikçe neredeyse hissini kaybedecek gibiydi. Soğuğun ne demek olduğunu bizzat yaşamak istedim.
Trafik tıkandıkça, beklemekten bıktım ve otobüsten inip yürümeyi tercih ettim. Aynı zamanda soğuğa karşı tahammül gücümü sınamak istedim. Soğukta kalan, bu kış günlerinde soğuğun sarıp sarmaladığı insanların halini anlamak istedim.
Çocukluğumda babamla birlikte evimizden uzakta, dağ başında kaldığımız zamanları hatırladım. Aradan yıllar geçmesine rağmen şimdi bile yaşadığım korkuyu içimde hissediyorum. Bir taraftan donma tehlikesiyle yüz yüze olmak, diğer taraftan da kurt ve çakal sesleri arasında yol almak Elbisemizdeki ve yüzümüzdeki ıslaklık şeklindeki her su damlacığı donuyordu. Babamın bıyıklarının donmuş halini gördükçe daha çok korkuyordum. Güneşin ne büyük bir rahmet olduğunu düşünürdüm.
Peki soğuk felâket miydi
Türkiye kara teslim olmak üzere iken aklıselim galip geldi ve önlemler alındı; en az hasarla atlatılmaya çalışıldı karla gelen âfet!
Kar felâket mi, rahmet mi
Kar rahmettir. Rahmetin kadrini, kıymetini bilmeyen için ise felâkettir.
Barınacak bir evi olmayan, evi olsa bile ısınacak yakıtı bulunmayan; yolda, sokakta, dağ başında kalmış olanlar için kar ârızî bir felâkettir.
Bu işin görünen yüzüdür. Elbette soğuk üşütür. Fakat insan aklıyla soğuğa karşı birtakım önlemler alır ve çareler geliştirir. Korunmak için barınaklar yapar; odun, kömür, doğalgaz gibi imkânları üretir. Allah ın insana bir nimet olarak verdiği aklın, öncelikli fonksiyonu karın doyurmak ve barınmak gibi bireyin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.
Kendi başına buna bir çare bulamayan kimselerin dertlerine de, devlet dediğimiz, toplumsal kurumlar dediğimiz fonksiyonel özelliğe sahip örgütlere görevler düşmektedir. İşte insan olmak da burada kendini göstermektedir.
Soğukta kalana çare olmak, ona barınak, yiyecek, giyecek temin etmek "insan olma" sınavı için bir "fırsat"tır. Bu fırsatların kıymetini bilmek gerekir. Hayat hep tek başına yemek, içmek ve giymek değildir Hayat paylaşmaktır. Bir günlük zaman dilimi içinde insanın karşısına kötülük etmek için birçok şey çıkabilir. Kötülüğün tersine, iyilik etmek için insanın karşısına çok az fırsat çıkar. Bu "fırsatlar"ı iyi okumak gerekir.
Kar yağacaktır, tabii bir olaydır, müslümanca söyleyecek olursak kar sünnetullahtır. Allah ın fiilî sünnetidir. Kar sudur, su ise bolluktur, berekettir, yağmur gibi Tabiat değişkendir. Bunun en somut göstergesi de mevsimlerdir. Her mevsim güzeldir. Önemli olan mevsimlerin özelliklerine göre önlemler alabilmektir
Yaptığımız her şeyi, doğal şartlara uyumlu halde yaparsak sorun olmaz. Ayağınızdaki ayakkabı sağlamsa, kar üzerinde yürümek bir keyiftir. Aksi ise felâkettir. Ayakkabınızın olması yetmez, aynı zamanda sağlam olması gerekir. Yoksa üşütmek, ardından hastalanmak kaçınılmazdır.
Kış mevsimindeyiz. Yazın güneşi kadar kışın soğuğu da olağandır. Kış ve karın, insana insanca duyguları yaşatacak şekilde olabilmesi için birtakım önlemlerin önceden alınması gerekir. Sürekli sosyal-hukuk devleti sözlerini söylemek yerine, gerçekten sosyal-hukuk devleti olmalıdır. Yol, su, elektrik, köprü gibi devletin organize ettiği ve edeceği işlevler için vatandaş vergi vermektedir. Bunların en iyi şekilde işlemesi için önlemlerin alınması gerekir. Devletin vatandaşlarına "sokağa çıkmayınız" demesi önlem değildir. İnsanları evlerine hapsetmek kamusal üretime de engel olmaktır.
Karla birlikte yaşamaya ve karlı hayata alışmalıyız.
Çocuklar sokağa çıkmalı ve koşup oynamalıdır. Niçin pencereden seyretmeye mahkûm edilsin Türkiye nin karnı tok, sırtı pek insanların ülkesi olmaması için engeller nelerdir
Kar Türkiye için hâlâ felâket olma özelliğini taşımaktadır.
Oysa kar rahmettir. Kar yağmur gibi bir rahmettir.
Karın rahmet olmasına engel olanlar, onu âfet gibi gösteriyorlar Özellikle İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde önlemler alındı ve karın "felâket!" olmasının önüne geçildi. Demek ki olabiliyormuş!
Hatta üst geçitlerin merdivenlerine varıncaya kadar yollar temizlendi, vatandaşların düşmeden yürümesi için gerekli hazırlıklar yapıldı, büyük ölçüde yolların kapanmasına fırsat verilmedi.
Her şartta yaşamaya alışmak gerekiyor. Bunun için herkes üzerine düşen görevi yaparsa, ortada sorun diye bir şey kalmaz.
Hayatı çekilmezleştiren insanın kendisidir. Medenîleştikçe, sosyal statülerde farklılıklar kendiliğinden yukarı çıkacaktır. Bütün mesele, insanın insana saygı duymasıdır
Âmirin âmir olarak, memurun memur olarak Âmir memurun işini, memur âmirin işini kolaylaştıracak... Her ikisi de yaptığı işi, aynı zamanda kendisi için yaptığının şuurunda olacak
Kar, bütün "kara"lıkları kaplayan bir örtüdür. Sanki insanın kirlettiği doğanın ayıplarını örtendir, yani settârü l-uyûbdur. Kar temizliktir, kar saflıktır, kar güzelliktir. Kar masumiyettir.
Karla gelene, "kar a-kış" demek, kar a "kış" demek kadar "kış"kırtıcıdır. Elbette kar, aklını kullanamayanlar ve "kar"ın bir "fırsat" olduğunun farkına varamayanlar için bir felâkettir.
Kar, çaresizlere çare olmaları için bir fırsatken, insan oluşunu unutup bencillik zırhına bürünenler için elbette bir felâkettir.
Hayat paylaşmaktır. Kar, hayatı ve hayatın imkânlarını paylaşmayı öğrenme fırsatıdır. Deprem gibi, sel gibi, fırtına gibi