Kara Kara Düşündüm!

Abone Ol

Biz bu yazıyı seçimin ertesi günü okuyacaksınız, ama ben yazıyı seçimden önce yazıyorum. Yani henüz sandığa gidilmeden önce. Bu bir “SEÇİM” iyice düşünmek lâzım. Doğru. Ben de sandığa gitmeden önce düşündüm. Hem de kara kara… Bir seçim öncesinde bazı adamların sözlerine ve davranışlarına baktım, bir yapılan “seçim vesilesiyle yapılan israfa” baktım, bir önümüzde duran sisteme baktım, bir de ülkemizin gerçek problemlerine baktım ve “Eyvah! Ah vatan!” dedim.

İşin trajikomik yönünden başlayalım: Şayet bir kimse partilerin çalan müziğine, seçim otobüsünün ve minibüsünün çokluğuna, her yerin bayraklarla donatılmasına, abartılı vaatlere bakarak rey veriyorsa, Münir Özkul’un bir filmdeki repliği ile söyleyelim: “Tuurrrp sıkayım onun aklına!”

Arkadaş, şahsen partilere Hazine’den, “Yani bu halkın parasından” para yardımı yapılmasına karşıyım. Sadece son 20 senede o paralarla en az 100 fabrika yapılabilirdi. Her fabrikada bin işçi çalışmış olsa yüz bin işçi demek. Yani yüz bin kişiye istihdam sahası açmak demek. En az üç yüz bin kişiye aş demek. Alın teriyle kazanç kapısı açmak demek. Bence bu “bedava kek dağıtmaktan” iyidir. Parti kurup da ülke idaresine talip olanlar da Saadet Partisi gibi yapsın, bu işe gönül verenlerin katkılarıyla seçime katılsın. Şöyle bir baktım, bazı partiler o kadar çok parayı nasıl harcayacaklarını şaşırmış durumdaydı. “Miskinin yağı çok olunca kıçına sürermiş” misali, her yeri parti bayraklarıyla, afişleriyle donatma yarışına çıkmış ve işi abarttıkça abartmışlardı.

Şimdi de işin dramatik tarafına bakalım: Seçim önceki iki yazımda, kardeşliğin zedelenmemesine dikkat edilmesi üzerinde durmuştum. Ama maalesef birileri kardeşliğin üzerine kezzap dökmeye çalıştı. Kendilerinden olmayanlara zehir zemberek sözler söyledi. Bir vekil adayı aynen şöyle söylüyordu: “Birilerini çok iyi gözetliyoruz. Şu an yanımızda olanları da olmayanları da çok iyi görüyoruz. Şunu bilin ki AK Parti teşkilatı, yanında yer alanlara vefasını gösterecek, ama yanında yer almayanların da hesabını 25 Haziran sabahı kesecektir.” Aklı başında biri olduğu zannedilen bir başka isim âdeta kendini kaybetmişçesine şöyle demekteydi: “Sizce bu seçimi AK Parti/MHP ittifakı mı kazanır, yoksa FETÖ/Batı destekli teröristler mi kazanır?” Milletin en az yüzde ellisini “terörist” olmakla yaftalamak akıl tutulması değil de nedir? Bu sözler, “Uf oldu, öpeyim de geçsin!” demekle izi silinecek sözler mi? Öte yandan seçime kan da bulaştı, kavga da, çiğ hareketler de… Saadet Partililere yapılan saldırılar, bayrakları ve afişleri yırtmalar iğrençti…

Elbette bunların da “kara kara düşünmemde” payı var, ama tek sebep bu değil. Bir de önümüzde kendisi bir muamma olan “başkanlık sistemi” var. Bunu herkes önümüzdeki günlerde görecek. “Reis” bile, “Yahu beni bu işin içine kim itti?” diyecek.

Ülkemizin, dış güvenlik problemi var. Ekonomik sıkıntıları var. Tam bağımsızlık meselesi var. Darbe ile muallel bir anayasa problemi var. Var oğlu var… Peki, bütün bu problemlere ve meselelere, kim nasıl çözüm getirecek? Tarafsız bir gözle baktım; Temel Karamollaoğlu Bey bazı temel konuları gündeme getirdi. Ancak vakit darlığından hiçbir konu da “cihet-i erbaası ile” ele alınamadı.

Şöyle sağıma, soluma baktım: “Seçmen” vasfını taşıyanların da bu gibi temel konular üzerinde düşünme gibi bir dertleri yoktu. Büyük ekseriyeti, seçim meydanlarına gidip alkış çalmakla, bayrak sallamakla “seçmen” olarak ilk ve en mühim görevlerini ifa ettiklerini zannediyorlardı.

Böyle bir tablo karşısında ne yapabilirdim, kara kara düşünmekten başka… Kim ne yaparsa yapsın, şahsen ben düşünmeye ve hak bildiğimi söylemeye devam edeceğim. Bazen “kellim kellim lâ yenfâ’” yani, “söyle söyle sen dinle!” cinsinden olsa da söylemeye, yani yazmaya devam edeceğim, inşallah… Rabbim halkımıza basiret versin, bu seçimin neticesini hayra tebdil eylesin…