Önceki gece televizyon kanalları arasında zaping yaparken, izlediğimiz iki program bizi insanlığımızdan utandırdı Bir yanda, barlarda hayvanlar gibi tepişen, çılgınca eğlenen, su gibi içki tüketen, ben merkezciliğin dibini bulmuş bir insanlık Bir yanda, açlıktan, sefaletten kırılan, bir damla ilaca, bir kaşık çorbaya, bir yudum suya hasret kalmış, ölümle pençeleşen insanlık
TRT ekranlarında seyrettiğimiz program Ramazan Öztürk ün hazırlayıp sunduğu Kırılma Noktası ydı. Öztürk, kara kıta Afrika da Sudan dan çarpıcı insan portrelerini ekrana getirmekteydi Mülteci kamplarında yaşananlar, kelimenin tam anlamıyla izleyenlerin yüreklerini sızlatan cinstendi Açlık, sefalet, fakirlik... Mülteci kamplarında ölüm kol geziyordu Yıllardır, küresel emperyalistlerin tetiklediği ve körüklediği bir iç savaşın pençesindeki Sudan da, hiçbir günahı olmayan insanlar kamplarda, ölüme terkedilmiş durumdaydı. İnsani yardım kuruluşlarının dağıttığı bir parça un, birkaç gramlık yağla hayatta kalmaya çalışan, sağlıksız koşullarda heran ölümle yüzyüze yaşayan binlerce insan Gündüz vaktinde 50 dereceye ulaşan sıcak altında, kaderlerine terkedilmiş binlerce insan
Anaların gözlerinde umutsuzluk Kara gözlü çocukların gözlerinde umutsuzluk... Birbirlerine sarılmış kara gözlü çocukların yüzlerinde, bezginlik, bitmişlik, tükenmişlik okunuyor Hayattan hiçbir beklentisi kalmamış, umutları tükenmiş, kaderlerindeki acı sonlarını bekleyen kara derili insancıklar, sanki bu halleriyle "vur patlasın, çal oynasın" hayatlarına devam eden insanlığa "neredesiniz " diye haykırıyorlar Hal diliyle, insanlığını unutanlara, gözyaşı ülkesine çağrı yapıyorlar Aynı saatlerde Star ekranlarında izleyip geçtiğimiz program ise Mesajınız Var adında bir programdı. Adını not alamadığımız bir hanım sunucu, ülkeler arasında fink atıyor Gittiği yerlerde özellikle gece hayatlarını, eğlenceleri ekranlara getiriyor Malta da, Londra da gece kulüplerine girip, milletin nasıl eğlendiğini, nelere meraklı olduğunu izleyenlere aktarıyor. Hayvanlar gibi tepişenler, su gibi içki içenler, bangır bangır müziğin ritmiyle kendisinden geçip kendilerini sağa sola savuranlar Küreselleşmeymiş, globalleşmeymiş, dünyanın küçülmesiymiş, sınırların kalkmasıymış Bunların hepsi palavra Küreselleşme, emperyalist sermayenin ülkeleri daha iyi sömürebilmek, ekonomilerin göbeğine sızabilmek için ürettiği sihirli bir kavram sadece
Sömürge söz konusu olduğunda, paralarını doğurtmak için operasyon gerektiğinde küreselleşme, fakat, kara derili insanlar açlıktan ölürken, hastalıklarla boğuşurken, bir avuç unla karınlarını doyurmaya çalışırken, "Herkes kendi başının çaresine baksın" Lanet olsun böyle küreselleşmeye Lanet olsun böyle sermaye düzenine Lanet olsun, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın Hep ben kazanayım, benim karnım doysun, başkaları açlıktan ölürse ölsün" zihniyetiyle hareket edenlere Ne diyordu Üstad Necip Fazıl Kısakürek "Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Mekanı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kainat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim"
Bütün bir insanlık yalana teslim olmuş durumda Kara gözlü çocuklar, ölüyor Kara gözlü çocuklar, ilaç bekliyor Kara gözlü çocuklar, bir damla su, bir kırıntı ekmek bekliyor Küresel eşkiyalar ise, servetlerinin önemli bölümünü, menfaatlerini arkalayacak sömürge stratejileri üretmeye, silahlanmaya ve savaşa ayırıyor Sadece kara gözlü çocuklar değil, insanlık ölüyor