Kâr, market, kira

Abone Ol

Metroda kimsenin yüzü gülmemekte.

Sanki dağlar yıkılmış da altında kalmışlar gibi.

Camdan dışarıyı seyretsem de, karşımdaki gençler, kısık sesle konuşsalar da, konuya vakıf oluyorum.

Biri: “Kirayı da ödedik çok şükür, sanki sırtımdan bir yük kalktı.

Fakat başka yükler bindi.

Elde yok avuçta yok, nasıl geçineceğiz, uyku girmemekte gözüme.”

Delikanlıların sohbetine ayakta duran genç bir hanım katıldı:

“Çocuklar hadi siz öğrencisiniz.

Ben akademisyenim, kirayı, doğalgazı, elektrik, su, kredi kartlarını ödeyince elimde bir şey kalmıyor.

Yemin ediyorum size, daha üzüm alıp yemedim.

Kilosu 10 lira çok da seviyorum ama her markete gittiğimde fiyatı düşmüş mü diye bakıyorum, oynak züppe 12-13 oluyor da bir 5 lirayı görmedi.

Yemin ediyorum bu sene üzüm almadım, bekliyorum ucuzlasın, alırsam nefsime yenik düşüp yine koşup almaktan çekiniyorum bu yüzden en temel gereksinimleri, eğitim masraflarını ödemek için, İngilizcemi ilerletmek için paramı ayırıyorum.”

Genç kadına abartıyorsun der gibi bakıyor insanlar.

Akademisyen alamıyorsa kimse bir şey alamaz diye manalı manalı süzüp kafa sallıyorlar. Ki yolcuların bize çok yakın oturan grubu bu konuyu duydukları tepkisi veriyor, diğerleri ilgilenmiyorlar bile. Genç kadın bu kez kendisine inanmayarak bakanlara dönüp:

“Hayır, hayır, muhalif falan değilim, kendime acındırmak istemiyorum, utanarak söylüyorum en temel ihtiyaçlar için sevdiğim yiyecekleri öteliyorum. Kendimi kandırmaya çalışıyorum, zaten diyet yapıyorsun, peynir senin neyine, çünkü o uçuk kaçık fiyatlı peyniri alınca evin yolunu şaşırıyorum. Kaç senedir incir almadım, altın gibi 25 lira. Ben yetişmeyen parayla çarpışırken, hiçbir geliri olmayan öğrenciler ne yapsın.”

Dobra bir genç kadın.

Acı gerçeği birkaç cümle ile özetledi.

Tarım ülkesiyiz.

Pek çok tüketim maddesini üretiyoruz.

Lakin alım gücü her geçen gün kötüleşmekte.

Başına buyruk piyasa, kâr hırsı ile zincirden boşalmış gibi saldıran azgın bir ekonomik savaş içerisinde insanımız ejderhalarla boğuşmakta adeta.

Kimsenin yüzü gülmemekte.

Pazarlar yıkılmakta meyveden, insanlar Rembrandt tablosunu müzede seyreder gibi bakıp geçip gitmekteler.

İşin acısı bu azgın piyasaya, dur diyen yok.

Haddinden fazla kâr elde eden canavar marketlere sesini çıkaran, yok.

Dindar kesimde, dini sadece namaz abdest olarak yorumlamakta.

Diyanet, bu azgın piyasayı tutuşturan odunları taşımayı bırakın fetvası vermeli.

Kimse durup düşünmüyor, ben insanları niye ezeyim, bunun vebali var, tamam yasaklayan kanun yok ama Rahman’ın helal kazanç kısmını ihlal var.

O yapıyor ben de yapayım, komşum evine yüzde elli zam yaptı, ben de artırayım.

Depremde, yangında, selde; sokakta kalan vatandaşa haddinden fazla artırılmış kiralarla bir cehennem daha yaşattı azgın kâr hırsı.

Bu yıl zam yapmayayım, pandemi bütün dünyayı ve ülkemizi sarstı, insanlar işlerini kaybettiler.

Ya da yüzde 10’larda bırakayım zammı, diyen yok.

Hatta durumu iyi olanlar, bedelsiz barınsın bu garip gureba diyen hiç yok.

Milyarda birine rastladım.

Benim için yaşayan evliyadır Profesör C.N.

Öğrencilere evini verir, kira almaz, onların bir anne gibi tahsil hayatını kolaylaştırır, çoğu zaman maaşından burs verir. Hayatını minimalize etmiş, evinde gereksiz eşya yok hatta en yeni eşyası otuz yıl önce alınmadır. Giysileri birkaç onlu yıllıktır, kendisine harcamaz, az yer az uyur, çok çalışır, ilim yapar, araştırmalarını aksatmaz, kitap yazar.

Onun da elbet zengin olma hayalleri, köşklerde oturma hülyası var.

Bu arzusu için buraya değil öteye yatırım yapar.