Kapitalizmin cüzdanımızdaki uç beyi

Abone Ol

Kredi kartlarıyla ilgili hiç dinmeyen tartışma, Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde yaşanmıştı. Erdoğan, kredi kartları için “Almayın onları, almayın kredi kartlarını” diyordu. Almayın, etmeyin, kullanmayın söylemleri veya tavsiyeleri ne kadar gerçeği yansıtıyor? Toplumsal harcama kültürümüzle ilgili ne kadar gerçeği ortaya koyuyor? Erdoğan’ın, kredi kartı mağdurlarına “Almayın, etmeyin” diye tavsiye ettiği o günkü haberde, 2011 yılında para çıkarmak için açtığı cüzdanının içinde “sıralı sistem kredi kartlarının” da olduğunu görünteler yer almaktaydı. Yani, tam anlamıyla “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” hesabı…

Artık alışverişlerimizde değil ama, cüzdanlarımızda paranın itibarı yok. Kredi kartı, yükselen değer…

İnsanlarımız artık bir çok bankanın kredi kartını cüzdanlarında taşıyorlar. Sadece alışveriş yapmak için değil, ay başında biriken kredi kartları borçlarını da bu kartlar vasıtasıyla ödemeye çalışıyorlar.

A bankasının kredi kartını, B bankasının kredi kartından nakit avans olarak çekiyorlar, önce A bankasına ödüyorlar. Daha sonra B bankasının kredi kartı borcunu da, öbürkisinden nakit olarak çekerek, ödüyorlar. A, B, C; D, E bankaları arasında mekik dokuyan vatandaş, aldığı maaşı ne yaptığını bile bilmiyor. Para cebine bile girmeden bankalar arasında buhar olup uçuyor. Yetkililer diyor ki, “Kredi kartı ödeme aracıdır, borçlanma aracı değildir”… Bu cilalı tanımlamalara vatandaşın tepkisi ne oluyor acaba?

Her hafta en az bir vatandaşın kredi kartı borcundan dolayı cinnet getirdiğine dair haberleri izliyoruz. Kredi kartını bu insanlara zorla mı, zoraki mi verdiler?

Elbette, cebinde kredi kartının afilisini görmek isteyen vatandaşlar için bu durum farklı bir boyut sergiliyor. Ama, ülkemizde bankaların ve bankacılık sisteminin böylesine kolay bir şekilde, böylesine bol keseden, insanların ödeme kapasitelerini dikkate almadan, maaşlarıyla doğru orantılı limitler belirlemeden kredi kartı dağıtmaları ne kadar doğru?

Bunu sorgulamamız gerekmiyor mu?

Televizyon ekranlarında yayınlanan reklamların büyük bölümünü, bankalar ve bankaların farklı türdeki, puan toplayan, alışverişte kolaylık sağlayan kredi kartları işgal etmiş durumda. Bu reklamların albenisine kapılan vatandaşlar, “Ben de puan toplayan, bonus kazanan, alışveriş yaptıkça daha çok alışveriş yapılmasına imkan tanıyan kartlardan istiyorum” diye kendilerini bankaların kredi kartı bataklığında buluveriyorlar.

Kredi kartlarıyla ilgili olarak vazedilen, zihnimize sokuşturulan bu olunca, insanlarımızın borç batağına düşmeleri, borçlarını ödeyememeleri, temerrüte düşmeleri, faiz üzerine faiz yemeleri, borçlarının elliye yüze katlanması elbette kaçınılmaz oluyor.

Harcayalım, limitlerimizi zorlayalım da, kim ödeyecek bunları? Kredi kartı yanlış bir hareket yaptığınızda namlusu size dönebilecek, bol keseden ve beleş olarak dağıtılan taşıma ruhsatlı bir silahtan başka bir şey değildir.

Kredi kartları, Türkiye’de bankacılık sisteminin vatandaşın cebine koyduğu, geçim sıkıntısı çeken vatandaşa kapasitesinin üzerinde harcama yapmasını pompalayan, piminin ne zaman çekileceği belli olmayan bir el bombası gibidir… Kredi kartları, bankacılık sisteminin bu milletin kazancına abra kadabra yöntemiyle ortak olan, aybaşında kazandıkları cebine, cüzdanına girmeden bu parayı sihirli bir yöntemle ele geçirmenin kapitalist formülüdür. Bir sokak röportajında izlemiştim… Muhabir, mikrofon uzatarak vatandaşa soruyor: “Kredi kartı kullanıyor musunuz?”… Vatandaş, “Elbette kullanyorum”… “Peki neden kullanıyorsunuz?”… “Geçinemiyorum!” Demek ki, kredi kartı kullananların bir çoğu, sofrasına bir ekmek koyabilmek, ay başını getirebilmek için bu kartlara muhtaç durumda. Bankaların ceplerimize sokuşturduğu kredi kartları, aslında soframıza bir ekmek koymak için değil, soframızdan bir ekmek eksiltmek için ceplerimize konulmaktadır. Zira, kredi kartını ceplerimize koyanlar, bizim faize bulaşmamız için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Faiz de Allah (c.c.)’üne savaş açmaktır… Allah (c.c.)’üne savaş açanın evinde bereket olur mu?