Kapalı toplumlarda gözler kör bakar

Abone Ol

İnsan yaratıldı. Emrine sular, topraklar, dağlar, ovalar verildi. Bunların yanı sıra akıl da bahşedildi ki, çevresiyle temas kursun, kendi başına yaşamayı öğrensin. Hayatını idame ettirsin. Önce insan, çevresiyle mücadeleye girişti. Sonra kendine benzeyen yaratılmışlarla kavgaya tutuştu…
Yarar ve hâkimiyet kazanmak istedi. Daha çok yemek, daha çok rahat peşine düştü. Daha çok konfor, başkalarından çalınan haktı aslında. Bunu biliyordu. Yine de haksızlığın yol açtığı ranttan kendini alıkoyamıyordu.

Toplulukların ihtisaslaşmasıyla birlikte yönetimler oluştu. Kabile reislerinden devlete; devletten imparatorluklara, imparatorluklardan sömürgeye döndü anlayışlar...
Gücü elinde tutunlar, hükmetmenin hazzıyla toplumu güdülmeye layık kitleler olarak gördüler. Kendilerinin ise Allah’ın yeryüzüne yolladığı seçkin tabaka. Sadece kitleleri yönetmek yüzere yaratılış taife. Hâl böyle olunca da daha çok güçlenmek,sömürmek gerekiyordu.
Doyumsuz yönetme şehvetine kapılmış insanlar, hükmettikleri toplumu insan yerine koymayınca; kapalı toplumlar, kara kitleler, güdülen kalabalıklar oluştu.
Zaman zaman çatışmalar husule gelmiş ise de, elinde silah, top tüfek tutan yönetimler, sömürülen, sayıca çok olan kitleleri sindirdiler, süründürdüler, korkuttular. Bazen de, kimilerini doyurarak, karın tokluğuna modern köleler yaptılar.

Kendini normal insan sayan gerçekte köle hayatı yaşayan nice insan, olup biteni kanıksamaya başlayınca otoriter, tirancı, kralcı, despot yönetimler yeryüzünde çoğalmaya başladılar.
Hâlbuki insanı yaratan güç onlara aydınlığı, açık olmayı, hesap vermeyi, halka adaletle hükmetmeyi öğütlemişti. “Kendisi için düşündüğünü, istediğini başkası için de istemedikçe” diye başlayan uyarılar, ne acıdır ki, suni kalelerin duvarlarına çarpıp geri dönüyordu.

Günümüzde sokakları vızır vızır arabalar dolaşan nice ülke vardır ki, halkı mutsuz ve modern köleliğin farkında olmadan, ipsiz boyunlarla dolaşmaktadırlar. İnsan oldukları aklına gelirse, insanca yaşama isteği çağlayan olursa, gerçeğin anlaşılmasından korkan despot yönetimler günlük, haftalık oyun ve desiselerle, haberlerle, dikkatleri bambaşka alanlara çevirmeyi, halkın hayat dışı gündemlerle meşgul olmasını sağlamışlardır.

Kapatılan, kapanan, körleşen, karanlıklaşan toplumlarda ne akıl akıl olur, ne de göz göz olur. Akıl düşünemez hale gelir, göz ise kör bakar her yere… Renkleri, gerçekleri ayrıştıramaz, ayırt edemez.
Otoriter hukuktan, haktan, özgürlükten, insanlıktan pek nasiplenmemiş yaklaşımlar ne yazıktır ki gittikçe sarpa saran bu tutumların, hep var olacaklarını sanırlar. Bilmezler ki, her sabah doğan güneşi mutlaka topluluklar bir görecektir ve güneşin aydınlattığı aklın, imanın yol açtığı rahmeti kucaklayacaktır. O gün, birçok şeyin değiştiği gündür.

Kapalı yönetimlerin, toplumların yol açtığı körlük son bulacak; insanları kör hem bu dünyada, hem ahirette hesap vermiş olacaklardır. Bu hakikati görmeyenlerin, gördükleri halde kulak asmayanların, az tarih okumalarını salık veririm…
Allah’ın bahşettiği görmeyi, kim, ne haklı kör eder? Kimin hakkı var buna?